Wednesday, September 20, 2006

18 EYLUL 2006 PAZARTESI GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI

OZDERIN,M.

msn : ozderin@hotmail.com

18 Eylul 2006 Tarihli ve 26293 Sayili Resmî Gazete

MEVZUAT

YURUTME VE IDARE BOLUMU

BAKANLIGA VEKÂLET ETME ISLEMI

— Devlet Bakani Kursad TUZMEN’e, Devlet Bakani Mehmet AYDIN’in Vekâlet Etmesine Dair Tezkere

YONETMELIKLER

— Izmir Ekonomi Universitesi Lisans Egitim-Ogretim Suresiyle Sinav ve Degerlendirme Esaslarina Iliskin Yonetmelikte DegisIklik Yapilmasina Dair Yonetmelik

— Izmir Ekonomi Universitesi Meslek Yuksekokulu Egitim-Ogretim Suresiyle Sinav ve Degerlendirme Esaslarina Iliskin Yonetmelikte DegisIklik Yapilmasina Dair Yonetmelik


Çiçek: Af, hukuka saygıyı azaltıyor

Adalet Bakanı Cemil Çiçek, ‘’Bir suç işlerim, ardından af gelir çıkarım’’ anlayışının terk edilmesini isteyerk ‘’Artık af yok. Kim bu ülkede af çıkarıyorsa, milletin başına en büyük belayı açıyor demektir. Yargının etkinliğini azaltan bu aflardır. Hukuka saygıyı azaltan, devleti zaafa uğratan aflardır” dedi.

Manavgat’ta yapımı tamamlanan yeni Adalet Sarayı törenle hizmete girdi. Bakan Çiçek, törende yaptığı konuşmada, bakanlığın 2002 yılından bugüne ‘’ikinci bir Dışişleri Bakanlığı gibi çalıştığını’’ belirterek, ‘’Türkiye’ye gelen hemen her heyetin ikinci ziyaret durağı, AB süreciyle bağlantılı olarak Adalet Bakanlığıdır’’ dedi.

Adliyelerdeki dava ve tutuklu sayısının her geçen gün arttığını, Türkiye’de 66 bin hükümlü ve tutuklu bulunduğunu ifade eden Çiçek, ‘’Bir suç işlerim, ardından af gelir çıkarım’’ anlayışının terk edilmesini istedi. ‘’Artık af yok’’ diyen Çiçek, şöyle konuştu:

‘’Kim bu ülkede af çıkarıyorsa, milletin başına en büyük belayı açıyor demektir. Af olmaz. Yargının etkinliğini azaltan bu aflardır. Hukuka saygıyı azaltan, devleti zaafa uğratan aflardır. Kimse af beklemesin, herkes davranışını, hareketini, ticaretini hukuka uygun yapsın.’’

Hukuka saygıyı azaltan, devleti zaafa uğratan bir konunun da zaman aşımı olduğunu vurgulayan Çiçek, şöyle devam etti: ‘’Zaman aşımı da örtülü bir aftır. Özellikle kamuoyunun hassasiyet gösterdiği bazı davalar var” dedi. Vatandaş her dâvâyı takip etmez, her yargı kararını takip etmez. Ama bu ülkede adına ‘Hortumcu’ denilen, milletin hakkına, hukukuna el atmış, yemiş, içmiş, kurduğu bankanın içini boşaltmış ve bu milletin fakir fukarasını 46 milyar dolar borç ödemeye mecbur bırakmış bazı insanlar var. Bunların hangi mahkemede davasının olduğunu vatandaş biliyor. Özellikle o mahkemedeki arkadaşlarımızın çok dikkat etmeleri gerekir. Verdikleri bir kararla, gece gündüz çalışan hakim arkadaşlarının itibarına gölge düşürürler.’’

/ MANAVGAT

18.09.2006

Çiçek: 66 bin tutuklu ve hükümlü var ama kimse af beklemesin
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, 2004 yılında yapımına başlanan ve 9.6 milyon YTL’ye malolan Manavgat Adalet Sarayı’nın açılışına katıldı
18.09.2006
Çiçek, konuşmasında şöyle dedi: “Yargı, güven sıralamasında ilk üçün altına kesinlikle düşmemelidir. Hukuka saygıda notumuz ne yazık ki çok iyi sayılmaz. Türkiye’de 66 bin hükümlü ve tutuklu var. Artık af yok. Af çıkaran milletin başına bela çıkarıyor. Kimse bundan böyle af beklemesin. Ancak infaz yasası değişti.”

Kaçak gökdelene soruşturma açıldı

Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, AKP Milletvekili Vahit Kiler`in kaçak inşaatına izin veren görevliler hakkında soruşturma başlattı
ŞÜKRAN PAKKAN İstanbul

Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, Kiler grubuna ait alışveriş ve konut merkezi inşaatının yapı ruhsatı olmadan başlamasına, 10. kata kadar `tahkimat ruhsatı`yla yükselmesine izin veren görevliler hakkında soruşturma açıldığını söyledi. İmar Müdürü görevden alındı

İmar Müdürü Mesut Işıklı`yı görevden aldığını kaydeden Kılıç, inşaatla ilgili geniş bir soruşturma başlatıldığını da belirtti. Milliyet, dün, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler`in ortağı olduğu Kiler grubuna bağlı Biskon AŞ`nin Levent Büyükdere Caddesi üzerinde yaptırdığı dev alışveriş merkezinin yapı ruhsatı olmadığını manşetten duyurmuştu. AKP`li Kılıç da, inşaat yapılmadığını, sadece `zemini güçlendirme` amacıyla verilen tahkimat ruhsatı çerçevesinde çalışıldığını söylemişti.

Milliyet`e teşekkür

Haberimiz üzerine konuyu araştırma gereği duyduklarını belirten Kılıç, `Milliyet`e teşekkür ediyoruz. Belediyede acil bir soruşturma başlatıldı. Gerçek ne, ortaya çıkacak` dedi. Kılıç, arsadaki inşaatın sadece zemin güçlendirme olduğunu savunan İmar İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ömer Kır`la ilgili de soruşturma sonunda bir karara varılacağını söyledi. Kılıç, `Ben tahkimat ruhsatıyla aslında böyle bir inşaat yapılamayacağı uyarılarına karşılık gereğini yapmak istiyorum. Bilirkişilerden yardım alacağız` dedi.

Hemen mühürlenmeli

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe, ruhsat alınmadan yapılan yapının derhal durdurulması ve yıkılması gerektiğini belirterek, `Böyle inşaatın belediye tarafından fark edilmemesi mümkün değil` dedi.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Turan Yıldırım, İmar Kanunu`nun 32. maddesine göre ruhsatsız yapıların derhal durdurulması ve bir ay içinde ruhsat alınamaması durumunda yıkılması gerektiğini, 42. maddesine göre de inşaatın sahibine ya da müteahhidine 1-5 yıl meslekten men cezası verilebileceğini, ayrıca para cezasının öngörüldüğünü söyledi.


ATO, Halk Bankası'nın satışına karşı dava açtı

Ankara Ticaret Odası (ATO), hissedarı olduğu Halk Bankası'nın özelleştirilmesine karşı Danıştayda dava açtı. ATO Başkanı Sinan Aygün, yaptığı yazılı açıklamada, Halk Bankası'nın özelleştirilme sürecinde yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğunu belirterek, yürütmenin durdurulması talebiyle dava açtıklarını belirtti. Bankanın yeniden yapılandırılması tamamlanmadan özelleştirme sürecinin başlatılamayacağını ifade eden Aygün, bu kapsamda hissedarların haklarının iadesinin sağlanmadığını ve ortaklık paylarının güncellenmediğini bildirdi. Bakanlar Kurulu'nun hatalı işlemi nedeniyle özelleştirme sürecinin sakatlandığına işaret eden Aygün, hatalı işlemi telafi etmek için Bakanlar Kurulu kararının geriye dönük olarak işletildiğini ifade etti.


Çelik’ten Sezer’e dini okul tepkisi

Yeni eğitim yılı tartışmalı başladı. Cumhurbaşkanı Sezer'in yayınladığı 'dini eğitim veren okullar ve Kuran kursları'yla ilgili ifadeler içeren mesajına Bakan Çelik'ten tepki geldi.

Bakan Çelik “Cumhurbaşkanının bildiği hukuka ve cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı eğitim veren okul varsa bunu bana intikal ettirsin” dedi.

Cumhurbaşkanını boş inançlarla çocukları, gençleri etkileme amacı güden kursların, engellenmesini isteyerek gençlerin çağdaş bir eğitim ve doğru bilgilendirmeyle yönlendirilmesini istemişti.

Bakan Çelik, Cumhurbaşkanının Anayasal olarak icra organının başında olduğunu ve elinde devlet denetleme kurulunun bulunduğunu söyledi.

Çelik, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın tespit ettiği hukuka ve cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı bir okul varsa bunu bana intikal ettirirse ben de seri şekilde inceleme yaptırır, sonuçlarını kamuoyu ile paylaşırım. Ama bize intikal eden birşey yok.” diye konuştu.

Bakan Çelik CHP’nin aynı yöndeki eleştirilerine de yanıt verdi. Çelik “İmam-hatip, türban ve din üzerinden siyaset yapmayı biz küçüklük kabul ederiz, ama bize bunlar üzerinden muhalefet yapılıyor. Ben soruyorum. başkalarına yapmayıp imam-hatiplere yaptığımız ne var” dedi.


Hakkari Belediye Başkanı Tekçe'nin duruşması 18 Ekim'de

Hakkari Belediye Başkanı Metin Tekçe hakkında ”örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla açılan davanın 2003'te “örgüte üye olmak” suçlamasıyla açılan dava dosyasıyla birleştirilmesi nedeniyle duruşma 18 Ekime ertelendi.
A.A - Belediye Başkanı Tekçe, 2006'da Van Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkında ”örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla Van 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın duruşmasına katılmak için sabah saatlerinde Van Adliyesine geldi.
Ancak Tekçe hakkında 2003 yılında “örgüte üye olmak” suçlamasıyla açılan, zamanın Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülen dava ile bu yıl Van Cumhuriyet Başsavcılığınca “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla açılan dava dosyalarının birleştirilmesi nedeniyle duruşma 18 Ekime ertelendi.
Adliye çıkışında bir açıklama yapan Tekçe'nin avukatı Murat Timur, müvekkili hakkında kapatılan DEHAP'ın faaliyetleri kapsamında 2003'te “örgüte üye olmak suçlamasıyla” dava açıldığını, bu davanın duruşmasının 18 Ekimde söyledi.
“Örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla 2006 yılında da açılan davanın duruşmasının bugün görülmesi gerekirken, dava dosyasının 2003'te açılan dava dosyasıyla birleştirildiğini ifade eden Timur, bu nedenle duruşmanın ertelendiğini kaydetti.


DHKP-C'nin temyiz davasında Savcı teröristlerin cezasının artırılmasını istedi.

Brüksel - Belçika adaleti tarafından geçen şubat ayında ülkede işledikleri suçlardan dolayı çeşitli hapis ve para cezalarına çarptırılan terör örgütü DHKP-C üyelerinin açtığı temyiz davasının görülmesine Gent Temyiz Mahkemesi'nde devam edilirken, Federal Savcılık örgüte ve mensuplarına verilen cezaların artırılmasını istedi.

Oturumların bugünkü bölümünde görüşlerini ve taleplerini açıklayan Savcılık, teröristlerden Dursun Karataş ve Musa Asoğlu için 10'ar yıl, Bahar Kimyongür için 7, Fehriye Erdal, Kaya Saz, Şükriye Akar Özordulu için 5'er, İrfan Demirtaş ve Hasan Ekici için 3'er yıl hapis cezası talebinde bulundu.

Terörist Fehriye Erdal ve terör örgütü DHKP-C üyesi 10 sanığı Belçika'da işledikleri suçlardan yargılayan Bruges Ceza Mahkemesi, 28 Şubat'ta açıkladığı kararda, Fehriye Erdal'a 4, DHKP-C'nin başı Dursun Karataş'a 5, örgütün sözcüsü Musa Asoğlu'na 6, Kaya Saz, Bahar Kimyongür, Zerrin Sarı ve Şükriye Akar Özordulu'ya 4'er yıl hapis cezası vermişti.

Bugünkü oturumda konuşan Savcılık temsilcilerinin, terör örgütüne ve sanıklara karşı sert tavır aldıkları görüldü.


Petrol Ofisi EPDK cezasına dava açtı

Petrol Ofisi A.Ş, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından verilen idari para cezalarına ilişkin kararların iptali ve yürütmenin durdurulması talebi ile bugün Danıştay nezdinde dava açtığını duyurdu.
18 Eylül 2006 16:07
Yazı boyutunu büyütmek için

Petrol Ofisi A.Ş.den Borsaya yapılan açıklamada, EPDK'nın 31 Ağustos 2006 tarıh ve 25049 sayılı yazısı ile şirkete ve 31 Ağustos 2006 tarıh ve 25057 sayılı yazısı ıle Petrol Ofisi iştiraki Erk Petrol Yatırımları A.Ş.ye vermiş olduğu idari para cezalarına ilişkin EPDK kararlarının iptali ve yürütmenin durdurulması talebi ile bugün Danıştay nezdinde dava açıldığı belirtildi.

AA


Büyükanıt titizliği

Yeni Genelkurmay Başkanı, 'yolsuzluğa sıfır tolerans' imzası attı. Emekli paşalar Karadayı ve Kılıç'la ilgili iddialar araştırılacak.

Büyükanıt'ın emriyle 23 asker için yolsuzluk davası açıldı. Asker, Genelkurmay eski Başkanı Karadayı ve MGK eski genel sekreteri Kılıç'ın adını verdi. İki isimle ilgili tespit yapılacak.

***

Köpeğe kulübe davası

'Sahte evrak düzenlemek' iddiasıyla dava açılan 23 askerin ifadesi çok ilginç: Karadayı'nın köpeğine kulübe, Kılınç'ın mutfağına döşeme yaptık.

Suçlamaları kabul ettiler
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, Hilmi Özkök döneminde başlatılan yolsuzluğa sıfır tolerans politikasını sürdüreceğini ortaya koydu. Org. Büyükanıt'ın emriyle, Ankara garnizonundaki lojmanların bakım ve onarımından sorumlu 2'si yarbay 23 asker hakkında, ihalelerde sahte evrak düzenledikleri iddiasıyla 5'er yıldan 21'er yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Sanıklar iddiaları kabul ederken, bazı önemli isimleri de suçladı.

Karar Kasım ayında
Sanıklar, projelerde olmamasına rağmen, emirle, eski Genelkurmay Başkanı İsmail Karadayı'nın köpeğine kulübe, eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç'ın evinin mutfağına mermer döşeme yaptıklarını ileri sürdü. Sanıklar isimlerini verdikleri 22 generalin de lojmanlarına banyo küveti, duşa kabin ve dolap yaptıklarını anlattı. Mahkeme, iddialara yönelik yapılacak keşfin ardından Kasım'da kararını verecek.

Ersan ATAR

Büyükanıt'ın tavrı da aynı: 23 asker hakkında yolsuzluk davasını açın...

Haklarında 5'er yıldan 21 yıla kadar hapis cezası istenen 2'si yarbay 23 askerin sahte evrak düzenlemek, ihalelerde müteahhit ve kendilerine haksız kazanç sağlamakla suçlandığı davada, ilginç bir iddia ortaya atıldı.
(18 Eylül 2006 Pazartesi)

Sanıklar cuma günkü duruşmada "Bunları açıklamak zorunda kaldık" diyerek mahkemeye 9 sayfalık dilekçe sundu ve 22 generalin adını vererek baskı sonucu ekstra hizmetler yapıldığını, bunların da diğer harcamalara yedirildiğini öne sürdü.


Sabah gazetesinin haberine göre, işte tutanaklara geçen bazı iddialar...

Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın lojmanının bahçesine ahşap köpek kulübesi yapıldı. Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç'ın mutfağına mermer döşeme yapıldı. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Halis Burhan'ın evine oturma grupları alındı.

OLAY NASIL ORTAYA ÇIKTI?

ERSAN ATAR'ın haberine göre, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na geçen yıl 106 sayfalık kapsamlı bir ihbar mektubu geldi. Mektupta, Ankara garnizonu içindeki tüm askeri lojmanların bakım ve onarım ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı ileri sürülüyordu. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Başsavcılığı ihbar üzerine, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a başvurdu. Büyükanıt, iddiaların soruşturulması talimatı verdi. Bu aşamadan sonra soruşturmayı, KKK Askeri Savcısı Binbaşı Haluk Yavuz yürüttü. Yavuz, iddiaların araştırılması için dosyayı bilirkişiye havale etti. Heyet, 77 lojmanın onarımında, 1998 - 2005 yılları arasında usulsüzlük yapıldığını savundu.

Askeri Savcı Binbaşı Yavuz soruşturma sonunda, bu süre içinde lojmanların bakım ve onarımında görev yapan askeri personel hakkında "evrakta sahtecilik" suçundan dava açtı. Askeri Savcı, aralarında iki yarbay ve belirtilen dönemde vatani görevini yapan onbaşıların da bulunduğu 23 sanığın 5'er yıldan 21'er yıla kadar hapse mahkum edilmelerini istedi. İddianamede, sanıkların lojman onarımları sırasında gerçekte yapılmayan işleri yapılmış gibi göstererek müteahhitlere ve kendilerine haksız kazanç sağladıkları ve devletin, 454 bin 797 YTL zarara uğratıldığı iddia edildi.


Belçika adaleti Google'ı mahkum etti...

Belçika adaleti, ülke gazetelerinin haberlerini izinsiz ve karşılık ödemeden yayımlayan internet arama motoru Google aleyhinde açılan davayı sonuçlandırırken, Amerikan şirketine söz konusu haberleri yayımlama yasağı getirdi.
AA-Mahkeme kararına göre, Google, Belçika gazetelerinin haberlerine yer vermeyi sürdürürse bugünden itibaren günde 1 milyon avro tazminat ödeyecek.

Belçika'da basın telif haklarını kontrol eden kurum olan Copiepresse tarafından açılan davada Google "haber hırsızlığı" ile itham edildi. Haber üreticileri ile Amerikan şirketi arasında hiçbir uzlaşma olmadığı belirtildi.

Mahkeme, Google'dan, Belçika gazetelerinden izinsiz aktardığı tüm haber ve fotoğrafları sitelerinden silmesini, bu adli kararı 5 gün süreyle ana sayfasından yayımlamasını istedi.

Kararın bugün geçerlik kazandığı, Google'ın söz konusu haber ve fotoğrafların büyük bölümünü sitelerinden sildiği ancak mahkeme kararına henüz yer vermediği gözlemlendi.

Amerikan şirketinin, uzlaşma aramak amacıyla avukatlar görevlendirdiği, şirketin gerekirse temyize gideceği duyuruldu.

Adli çevreler, Google'ın Fransız ve diğer Avrupa ülkeleri basınının bazı haberlerini de izinsiz aldığını, Belçika kararının örnek teşkil edeceğini, bunun Amerikan şirketini endişelendirdiğini ifade ediyor.


Futbol hakemine maçtan önce gözaltı

Çorum’da dün oynanan Çorumspor-Değirmenderespor 3’üncü Lig 2’nci Grup futbol karşılaşmasının 4’üncü hakemi Arif Sucuoğlu maçın başlamasına kısa bir süre kala Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi ekipleri tarafından gözaltına alındı
18.09.2006

İstanbul Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı tarafından, nitelikli dolandırıcılık suçlaması nedeniyle hakkında yakalama kararı bulunan Sakarya Bölgesi futbol hakemlerinden Arif Sucuoğlu, Dr. Turhan Kılıçcıoğlu Stadı’ndan alınarak ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü. Sucuoğlu’nun gözaltına alınması nedeniyle maçın 4’üncü hakemi olarak Çorum bölgesi hakemlerinden Mustafa Bakır görevlendirildi. Sucuoğlu, sevk edildiği Adliye’de nöbetçi mahkemece tutuklandı.


Çaldıkları paranın 4 katını ödeyecekler

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde zimmetlerine 1 milyon geçirdikleri iddia edilen bir muhasebeci ve bir sekreter, 4 milyon YTL para cezasına çarptırıldı

İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki zimmet skandalı davası sonuçlandı. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanıklar Banu Doğrusöz ile Nejat Yalçınlar hazır bulundu. Sanık Doğrusöz adına savunma yapan Avukat Aysel Çerçioğlu, müvekkilinin iki yıldır tutuklu olduğunu, suçun emniyeti suistimal olup dolandırıcılık olmadığını iddia etti. Sanık Nejat Yalçınlar’ın avukatlığını yapan Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı Eski Başsavcısı Celil Demircioğlu ise müvekkilinin suçsuz olduğunu söyledi. Karar için iki saat ara veren mahkeme, yakalama emri çıkarılan Hülya Kayalı Şimşek’in dosyasını ayırdı.

CEZALAR 24 TAKSİDE BÖLÜNDÜ
Banu Doğrusöz ile Nejat Yalçınlar’ın dolandırıcılık suçunu işlediklerine karar veren mahkeme, iki sanığı dörder yıl hapis ve 2 milyon 762 bin YTL para cezasına çarptırdı. Suça konu paranın suç tarihinde pek fahiş bir meblağ arz ettiğinin altını çizen mahkeme, hapis ve para cezasını 1/2 oranında artırarak cezayı 6 yıl 10 ay, para cezasını ise 4 milyon 146 bin YTL olarak belirledi. Aldıkları hapis cezası yattıkları süreyi karşıladığı için tahliye edilen Yalçınlar ve Doğrusöz’e verilen para cezası 24 takside bölündü. Sanıkların yurtdışına çıkış yasağını da kaldırdı.


Soyer: Açılan dava saçma
KKTC Başbakanı Soyer, bir Rum'un kendisi ve Cumhurbaşkanı Talat hakkında vatana ihanetten dava açmasına tepki gösterdi.
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer bir Rum mahkemesinin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş hakkında Türkiye ile işbirliği yaptıkları için "vatana ihanet" suçlamasıyla ve müebbet hapis istemiyle dava açmasını "saçmalık" olarak niteledi. Soyer "Bu davayı çok saçma buluyorum. Bu Rumların ilk hazımsızlığı değil. Daha önce de Viyana da açılan Avrupalı Liderler sergisinde resimlerin üzerini beyaz kağıtlarla kapatmışlardı" dedi.
Mahkeme kabul etti
Rum Politis gazetesinin duyurduğu dava 1974 öncesinde Güzelyurt'ta yaşayan Andreas Efthimiu adlı Rum'un başvurusuyla açıldı. Lefkoşe Rum mahkemesi başvuruyu kabul etti ve 10 Kasım tarihine duruşma günü verdi.
ANKARA

Babasının katili ile nasıl karşılaştı?
Kanlı Danıştay saldırısında İkinci Daire Üyesi Mustafa Özbilgin`in, avukat Alparslan Arslan tarafından öldürülmesinden sonra sessizliğe gömülen ailenin avukat oğlu Gökhan Özbilgin yaşadıklarını SABAH`la paylaştı. Avukat cüppesini giyerek duruşmalara katılan Özbilgin, `Babamın katili ile karşılaşmak, aynı yerde olmak çok kötü. Ama, cüppemi giyiyorum. O andan sonra soğukkanlılığımı koruyorum. Yürek dayanmaz derdim. Ama, öyle değilmiş, yürek de dayanıyor` dedi. `Biz hiç vitrinin önünde olmadık. Medyada görünmek, yorum yapmak bize göre değil` diyen Özbilgin, babasıyla ilgili aile fotoğrafını anlatırken, yetiştirilme biçimini de Beşiktaş maçlarından örneklendirerek ve yüzündeki gülümsemeyle aktardı: `Biz fanatik Beşiktaş taraftarıyız. Ama içimizde en fanatik olan ise babam. Yine de bize `soğukkanlılığınızı kaybetmeyin` derdi. Belki de bu yüzden serinkanlı olmayı başardık.` Davaya `müdahil avukat` olarak katılan Gökhan Özbilgin, duruşmada babasının katili Alparslan Arslan`ı görünce nasıl etkilendiğini de şöyle anlattı: `Babamın katiliyle karşılaşmak çok kötü. Ama, avukatlık cüppesini giyince, birden soğukkanlı ve sağduyulu oluyorum.` Hülya KARABAĞLI
Lara`nın arkadaşına beraat

Üsküdar Amerikan Lisesi öğrencisi Lara Falay`ın, 4 yıl önce Boğaziçi Köprüsü`nden atlayarak intihar etmesinin ardından satanist düşünceye ait yazı ve resimlerle genç kızı ölüme teşvik ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılan okul arkadaşı Candan Türkkan beraat etti. Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi`nde önceki gün yapılan son duruşmada mahkeme, sanığın satanist düşünceye ait yazı ve resimler göndermesini intihara yönlendirmede delil kabul etmedi. Mahkeme sanığın beraatine karar verirken, baba Yasef Falay, kararı temyiz edeceklerini açıkladı.

Maliye 'düşürün' dedi, belediyeler artırdı
Birim değerlerde en yüksek artışlar İstanbul'da gerçekleşti
Emlak vergisine tabi değerlerin düşürülmesi için temmuz ayında kanun çıkarılmasına karşılık belediyelerin büyük bölümü, mevcut değerleri daha da arttırma yoluna gitti.
Maliye Bakanlığı yetkilileri, kanun değişikliği yapılırken, birim değerlerin düşürülerek düzeltilmesinin amaçlandığını, belediyelere de bu yönde telkinde bulunulduğunu bildirdiler. Ancak bazı belediyeler kanun değişikliği ile beraber birim değerleri 10 kattan fazla artırdı.

Yeni kanunla 11 ağustosa kadar emlak vergisine tabi değerleri düzeltme yetkisi alan belediyelerin çok azı, bunu indirim şeklinde kullandı. Bazı belediyeler de, geçen yıl tespit edilen değerlerde herhangi bir değişiklik yapmadı. Buna karşılık birçok belediye, mevcut değerleri daha da arttırma yoluna gitti.

Düzeltme sonrası, emlak vergisine tabi değerlerdeki artış, bazı belediyelerde 10-12 kata ulaştı. Böylece, emlak vergisinde indirim bekleyen vatandaşlar, çok daha yüksek bir vergi ödeme durumu ile karşı karşıya kaldı. Emlak vergisinde, metre kare birim değerleri yükselen yerlerde gayrımenkulü bulunan vatandaşlar, kasımda fark ödeyecekler.

En büyük artış İstanbul'da

Düzeltmeler sırasında, 3 büyük il içinde en fazla değer artışı da, İstanbul'da gerçekleşti. Bu ilde Göktürk Beldesindeki Açelya Sokağın değeri 20 YTL'den 250 YTL'ye, Bahar Sokak'ın değeri de 40 YTL'den 250 YTL'ye yükseldi.

Eminönü, Bakırköy, Eyüp, Ümraniye, Beyoğlu ve Kartal Belediyeleri de, düzeltme yetkisini daha çok artırım yönünde kullandı. Eminönü'nde Bab-I Hümayun Caddesinde metre kare birim değer, 12 kat birden artarak, 250 YTL'den 3 bin YTL'ye çıktı. Bu ilçe sınırları içindeki Alayköşkü Caddesinde 250 YTL olan birim değer, düzeltme sonrası 1.000 YTL, Divanyolu Caddesinde 1.800 YTL olan birim değer, 5.000 YTL olarak düzenlendi.

Düzeltme sonrası Eyüp'de bazı cadde ve sokaklarda yüzde 100, Kartal'da yüzde 60, Bakırköy'de de yüzde 50'lik değer artışları meydana geldi.

TOKİ'nin hasılat paylaşımı yoluyla inşa ettirdiği Uphill Court, My World ve Kent Plus gibi projelerle ünlenen Batı Ataşehir'de de, daha önce 600 YTL olan birim değerler, yüzde 50 zamlanarak, 900 YTL'ye yükseltildi. Buna karşılık İstanbul'da Adalar, Beşiktaş, Şişli, Şile ve Üsküdar Belediyeleri, mevcut değerlerde değişik oranlarda indirime gitti.

Ankara'da da başta Çankaya ve Yenimahalle olmak üzere yüksek birimli yerlerde rakamlar aynı kalırken, Altındağ, Keçiören gibi ilçeler, birim değerlerde indirim yaptı. İzmir'de de, merkezi yerlerdeki birim değerler aynı kaldı.

Anadolu'da da birim değerler arttı

Bu arada son yıllarda hızlı büyüme gösteren ve Anadolu Kaplanları olarak nitelenen illerin, emlak vergisi değerlerini de hızla yükseltmeleri dikkati çekti. Düzeltme sırasında Gaziantep, arazi değerlerine bile yüzde 50'ye varan oranda zam yaparken, Denizli'nin Sarayköy Caddesi'nin birim değeri, son düzeltme ile 700 YTL'den 1.700 YTL'ye, Selçuk Caddesinin birim değeri de 600 YTL'den 1.500 YTL'ye çıkarıldı.

Kocaeli de, düzeltme yetkisini daha çok artırım şeklinde kullanırken, turizmin başkenti olarak bilinen Antalya'da da birim değerlerde 4 katına varan artışlar oldu.

Hazine arazisine `Norveç kenti`
Maliye Bakanlığı, yabancılara mülk satışında İspanya modelinin uygulamaya konulması çalışmalarını sürdürüyor. Daha çok sahil kesimlerinde, ikinci konut niteliğinde inşa edilen konutların proje aşamasında yabancılara satıldığı, site işletmesinin de özel bir firma tarafından üstlenildiği modelde öncelikle mevzuat düzenlemesine gidiliyor. Bu çerçevede, 4706 Sayılı Hazine Mallarının Satışına İlişkin Kanun ile Devlet İhale Kanunu`na ilişkin Yönetmelik ve Uygulama Tebliğleri, İspanya modeline uygun hale getiriliyor.
Maliye ve Turizm bakanlıkları yabancılara `Kent Projeleri` yöntemi ile satış için de çalışma yapıyor. İzmir-Reisdere`de Maliye tarafından tahsis edilen Hazine arazisi üzerinde inşa edilecek olan `Norveç Kent Projesi` tarzındaki kent projelerinin daha çok ilgili ülkelerin sosyal güvenlik kuruluşları ile birlikte gerçekleştirilmesi planlanıyor. Norveç Sosyal Güvenlik İdaresi ile hayata geçirilecek Norveç Kent Projesi`nde bu ülkedeki 5 bin emekliye hizmet verilmesi öngörülüyor.
Vergi avantajı sağlamak isteyen Türk şirketlerini bekliyoruz
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın adıyla anılan BM Plânı’na evet diyen ve 2004’te kapılarını dış dünyaya daha da aralayan Kuzey Kıbrıs’a, yatırımcıların ilgisi giderek artıyor.
Halen devam eden turizm yatırımları 1,25 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’de siyasi yönlerinin işlendiğini, ekonomisinin pek fazla bilinmediğini söyleyen Kuzey Kıbrıs Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, “KKTC ile ilgili kara para aklama, off-shore’lar, gazinolar artık ezber oldu. AB yasaları uyum çalışması ile bu 3 kara deliği kaldırıyoruz.” dedi. Kendi imkanlarıyla Güney Kıbrıs’tan ayrı olarak 23 yasa hazırladıklarını söyleyen Deniz, “Gazinolarda kara para aklanmasını önleyecek yasa hazırladık. Şu anda 22 tane kumarhane var; ancak yeni yatırım sahipleri de gazino açma izni isteyecek.” şeklinde konuştu. Vergilendirme sistemi getirerek, gazinolarda şeffaflığı sağlayacaklarını ifade eden Deniz, “Umarım, yeni hükümet yeni yasayla ilgili çalışmaları devam ettirir.” şeklinde konuştu. Şimdiye kadar dünyadaki en önemli off-shore merkezlerinden biri olarak öne çıkan Kuzey Kıbrıs, artık şirketlere vergi avantajı sağlayacak yeni bir sisteme geçiyor. Yeni sistem, Kıbrıs’ta yatırım yapacak şirketleri off-shore statüsünden çıkararak, KKTC’nin yerel şirketi olarak kabul ediyor. Bu da söz konusu şirketlerin denetlenebileceği anlamına geliyor. Hollanda, İrlanda, Lüksemburg ve Güney Kıbrıs’taki gibi şirketler holding merkezlerini KKTC’ye taşıyacak ve kendi ülkelerindeki şirketler de bu holdinglerin iştiraki olacak. Şirketlerin kendi ülkelerinde yurtdışına yönelik yaptıkları ihracat, ithalat ve yatırım işlemlerinin finans hareketleri KKTC’deki holding şirketi üzerinden yapılacak, kâr KKTC’de kalacak. Holding şirketi bu kârdan yüzde 2,5 vergi ödeyecek ve kendi ülkelerinde vergiden muaf olacak.
‘Uluslararası finans şirketleri’ adıyla anılacak söz konusu şirketlerin tanınacağına dair İngiltere’den resmi yazı aldıklarını belirten Deniz, “Diğer Avrupa ülkeleri de sorun çıkarmayacak. Türkiye Maliye Bakanlığı ile görüşüyoruz. Yurtiçine yönelik işlemleri dışarıda bırakmak şartıyla buna sıcak bakıyor.” dedi. Bir yılda bu statüde 60 şirket kurulduğu bilgisini veren Deniz, özellikle vergi avantajı sağlamak isteyen Türk şirketlerini beklediklerini ifade etti. Bunun KKTC’nin uluslararası alanda tanıtımına katkıda bulunacağının da altını çizen Deniz, Güney Kıbrıs’ta aynı işlemleri gerçekleştirmek üzere 150 Rus şirketinin faaliyet gösterdiğini kaydetti.
Yatırım yapmayanın tahsisi alınacak
Kuzey Kıbrıs’ın Karpaz bölgesinde turizm yatırım alanı olarak tahsise açılan Bafra bölgesinde 10 yatırımcıya tahsis verildi. Şu anda 12-13 bin yatağa sahip olan Kuzey Kıbrıs’ın yatak kapasitesi, Bafra’daki yatırımlar tamamlanınca 11 bin daha artacak. Hedef ise kapasiteyi 45 bine çıkarmak. 10 parçalık tahsis dışında Güzelyurt’ta da yeni bir bölge açılacak. Turizm yatırımları içinde 2 aya kadar bitecek olan Kaya Grubu’na ait, 60 milyon dolarlık, Artemis Tapınağı’nın bire bir aynısı olarak inşa edilen tesis var. Kaya Grubu Başkan Vekili Cihangir Kubilay, diğer yatırımcıların izolasyonların kalkmasını bekleyerek, inşaatlara başlamamasından şikayetçi olduklarını belirtti. Bakan Deniz de, yatırıma başlamayanların ellerinden tahsislerin alınacağını ve bu konuda kararlı olduklarını dile getirdi.
18.09.2006
Fikri Türkel
Girne

TÜRK HALKI EN FAZLA PARAYI KIRAYA HARCADI (1).
-Yillardir genel enflasyon oranindan oldukça yüksek artis yasanan konut ve kira için ailelerin yaptigi harcamalar gida ve alkolsüz içecekler için yapilan harcamalari asti.
-Gida için yapilan harcamalarin toplam harcama içerisindeki orani yüzde 24.9'a inerken, konut ve kiranin payi ise yüzde 25.9 oldu.
-Türk halki kira ve gidadan sonra üçüncü en fazla harcamayi ise yüzde 12.6'yla ulastirma için gerçeklestirdi.
-2005 yilinda Türkiye'de aile basina aylik ortalama harcama miktari 1.091 YTL olarak gerçeklesti. Kentlerde aile basina ortalama 1 218 YTL olan harcama tutari kirsal kesimde ise 861 YTL'de kaldi. (ANKA)

Hacivat ile Karagöz gözaltında
Deriden yapılmış Hacivat ile Karagöz kuklalarına Avustralya’da el kondu. Yetkililer, yasalara göre deri eşyalar için önceden izin alınması gerektiğini belirtti

DÜNYA Radyo Tiyatrosu’nun, Avustralya turnesinde yapacakları gösterinin bir parçası olarak yanlarında götürdükleri Hacivat ve Karagöz kuklalarına, deriden yapılmış olması sebebiyle, Perth Uluslarası Havaalanı’nda el konuldu. Avustralya yasalarına göre, yurtdışından ülkeye girecek tüm deri ve benzeri eşyalar için önceden izin almak gerekiyor. Çeşitli hastalıkların deri eşyalar yoluyla gelmesine engel olmak amacıyla uygulanan yasa, bu kez Hacivat ve Karagöz’ün de başını ağrıttı.
ORGANİZASYONU düzenleyen kuruluşun yoğun uğraşlarına rağmen Perth Havaalanı’nda görevli yetkililer, tarihi Hacivat ve Karagöz figürlerinin girişine izin vermedi. Figürler Perth’de bir gün boyunca yetkililerin gözetimi altında tutuldu. Sorumluların kuklaları gösterinin ardından tekrar havaalanı yetkililerine teslim etmeleri ve gösterinin yapılacağı ikinci yer olan Melbourne’e, yine aynı yetkililer gözetiminde yollanması şartıyla izin verildi. Tiyatro ekibi, sıkıntılı anlar yaşadı.
18.09.2006

Barbaros Çocuk Köyü yine davalık
Türkiye'nin uzun süre gündemini meşgul eden İzmir'in Urla İlçesi Barbaros Çocuk Köyü'ndeki cinsel taciz ve tecavüz iddiaları ile ilgili yeni bir dava daha açıldı. Aralarında İzmir Sosyal Hizmetler eski İl Müdürü Ali Nazmi Taşkın ve çocuk köyü eski müdürü Erdal Tunce'nin de bulunduğu 15 kişi, "görevi ihmal ve görevi kötüye kullanmak" suçlarından 1-5 yıl arasında değişen hapis cezası istemiyle Urla Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak.
10 tutuklama
Urla'da sivil toplum örgütleri ve devletin desteğiyle kurulan Barbaros Çocuk Köyü'ndeki bazı çocuklara cinsel taciz ve tecavüz girişiminde bulunulduğu iddiaları üzerine 27 Ocak 2005'te soruşturma açılmış, ardından 25 kişi gözaltına alınmış ve içlerinde Köy Müdürü Erdal Tunce (45), oğlu Rasim Tunce (21) ile köy çalışanlarının da bulunduğu 10 kişi tutuklanmıştı. Bu kişiler hakkında İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nde çocukların "ırzına geçmek, kızlık bozmak, alıkoymak, ırza tasaddi, adli görevi ihmal ile bakım ve gözetimi altındakilere kötü muamele etmek'' gibi iddialarla 3 yılla 42 yıl arasında değişen hapis cezası istemiyle iki ayrı dava açıldı.
Ali EYCE - İZMİR MERKEZ

Misyoner tarikatın vakıf girişimine Yargıtay engeli
Yargıtay, misyonerlik faaliyetleriyle öne çıkan ve kendilerini ‘Yedinci Gün Adventistleri’ diye adlandıran Hıristiyan tarikatının vakıf kurmasına izin vermedi.
İstanbul’da faaliyet gösteren tarikat mensupları ‘Türkiye Yedinci Gün Adventistleri Vakfı’ adı altında bir vakıf kurarak tescil talebinde bulundu. Tescil başvurusunu inceleyen Beyoğlu 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, amaçlarının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle vakfın tescil edilmesi talebini reddetti. Vakıf kurucularından Erkin Altınkaynak’ın temyiz başvurusu üzerine dava, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nde görüşülerek karara bağlandı.
Kuruluş senedinde vakfın amacının, “Yedinci Gün Adventist inancına mensup olan Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de sürekli veya geçici olarak ikamet eden aynı inançtaki yabancıların dini ihtiyaçlarını karşılamak.” şeklinde belirlendiğine işaret eden Yargıtay, bu amacın hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Türk Medeni Kanunu’nun vakıflara ilişkin 101. maddesinde yer alan “Belirli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.” hükmüne dikkat çekilen gerekçeli kararda, salt Adventist tarikatı mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamayacağı belirtildi. Kararın sonuç bölümünde şöyle denildi: “Belli bir cemaat ve inanç mensuplarını desteklemek amacı ile kurulmuş olduğu anlaşılan vakfın tescili isteminin mahkemece reddinde isabetsizlik yoktur.” Murat Aydın, Ankara
17.09.2006

MEB ile YÖK arasında bu kez de fatura krizi
Emniyet Genel Müdürlüğü, Danıştay saldırısının ardından kritik görevdeki kamu kurum ve kuruluşlarını güvenliklerini arttırmaları uyarısında bulundu
18.09.2006
Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) bu uyarı üzerine, özel bir firma aracılığıyla kamera güvenlik sistemini, dış ortam kamera hafızasını yeniledi. Monitörler, digital kayıt cihazları ve elektromanyetik kapı tutucu ve dedektörler satın alındı. Güvenlik donanımının yenilenmesi için 27 bin 166 YTL harcayan YÖK, olası kimyasal saldırılar için de 35 bin 979 YTL ödedi. Bütçe uygulama talimatına göre, YÖK’ün harcamaları MEB tarafından ödeniyor. Ancak Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 26 Haziran’da bir yazı ile kuruma yapılan harcamaları ileten YÖK’ün faturasını ilgili firmaya hala ödemedi.

Oğlumu öldüren polisin eline silahı kim verdi?
Şifzofren bir polisin yoldan geçerken öldürdüğü Enis’in acılı anne babası soruyor: 2 yıllık polismiş. Amirleri ruhsal durumunu biliyormuş. Bu adamı tabanca verip sokağa nasıl salıyorlar
18.09.2006
Enis Kocagöz 27 yaşındaydı... İlaç mümessiliydi, bir gün mutlaka genel müdürlük koltuğuna oturmayı planlıyordu. İngiltere’ye gitmeyi ve sevdiği kızla evlenmeyi düşlüyordu. Ancak 5 Mayıs 2005 sabahı, bir polis memuru, bu genç ilaç mümessilini hayalleriyle birlikte yok etti. Paranoid şizofren teşhisi konulan Şevki İbrahim Dost cezaevi yerine hastaneye gönderildi. Ancak Enis’in ailesi oğullarının yokluğuna bir türlü alışamıyor.
Acılı anne Birsen Kocagöz, o polisin eline silah verenlere sesleniyor: “Bu polise silahı kim verdi? Önce eğiteceksin, belli bir zaman sonra silah vereceksin.”
27 yaşındaki oğlunun nedensiz yere öldürüldüğünü söyleyen Anne Kocagöz “Enis’in anlamı dost. Oğlumu vuran kişinin soyadı da Dost! Yani Dost, dostu vurdu” diyor. Anne Kocagöz kadere de isyan ediyor: “Önce mukadderat diyorsunuz ama 3. gün kabullenemiyorsunuz! Onun o şekilde orada yatması sizi her şeyden men ediyor. Elimde olsa gidip mezarına yatarım. Bazen acaba tersini o yapsaydı, hiç değilse parmaklık arasında da olsa gidip görseydim diyorum. İnsanın aklına her tür şey geliyor...”
‘ÖNCE EĞİTECEKSİN’
Enis Kocagöz’ün babası ise emekli bir deniz albayı. Acılı baba da, “Tabancayı vereceğin adamı önce eğiteceksin. Oğlumu öldüren kişi, 27 yaşında ve daha 2 yıllık polismiş. Tabanca verip halkın arasına yolluyorlar. Kaç sefer mermi attırdın ona. Askerlikte herkesin sicili vardır. Demek polislikte böyle değil” diye isyan ediyor. Baba Kocagöz, “İki tane tabancam var. Ben cahil bir adam olsam, onu da onun amirini de vururdum” diyor. İçişleri Bakanlığı’na 400 bin YTL’lik tazminat davası açan acılı ailenin avukatı Ergil Olgun’un sanıkla ilgili iddiası ise düşündürücü: “Zaten bu kişi daha önce bir arkadaşıyla nedensiz yere kavga etmiş. Ancak amiri ona acıyarak işlem yapmamış. Amirleri ruhsal durumunun bozuk olduğunu biliyorlar ama sevk etmiyorlar. Eğer amiri acımayıp ’Bu kişi akıl hastası ve polislik yapamaz’ raporu verseydi, Enis bugün yaşıyor olacaktı.”
BU BAKIŞLAR SERT Mİ, SORARIM SİZE!
“Burası bizim bahçemiz artık” diyerek oğlunun mezarını her gün ziyaret eden acılı anne Birsen Kocagöz, “Şizofren polis oğlumu, PKK’lıya benzediği için vurduğunu söylemiş. Oğlumun PKK’lıya benzeyen bir yanı mı var. Sert bakmış, bu bakışlar mı sert?” diye soruyor. 27 yaşında ölen Enis’in mezar taşında ise “Öyle sönen lambalar gibi, alacakaranlıkta gelecek ölüme razı değilim” yazıyor.

Bir 'vatandaş', Papa hakkında suç duyurusunda bulundu
Bursa'da bir kişi, İslamiyet ve Hz. Muhammet'e ilişkin sözlerinden dolayı Papa 16. Benediktus hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Eskiden mahalle muhtarı olan Nurettin Yentürk, gazetecilere yaptığı açıklamada, bir vatandaş ve Müslüman olarak, Bursa Nöbetçi Cumhuriyet Savcılığına başvurduğunu ve Papa 16. Benediktus hakkında suç duyusunda bulunduğunu söyledi.

1 milyon YTL zimmete dört milyon ceza
İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampusu'nda muhasebe elemanı olarak çalışan Banu Doğrusöz, Hülya Kayalı Şimşek ile fakülte sekreteri Nejat Yalçınlar'ın, 30 hayali kişiyi üniversitede öğretim elemanı olarak gösterip, 6 yıl boyunca maaş ödemesi yaparak zimmetlerine bir milyon YTL geçirdikleri iddiasıyla yargılandığı davada karar çıktı. Sanıklardan muhasebe elemanı olarak çalışan Banu Doğrusöz ile fakülte sekreteri Nejat Yalçınlar, 4 milyon 143 bin YTL para cezasına çarptırıldı. Aynı zamanda 6 yıl 12'şer ay hapis ceza alan sanıkların yattıkları süre, aldıkları hapis cezasını karşıladığı için tahliye edildi. Yalçınlar ve Doğrusöz' e verilen para cezası 24 taksite bölündü. Heyet sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağını da kaldırdı. Firari sanık Hülya Kayalı Şimşek'in dosyası ise ayrıldı.
Gökay USANMAZ

Bir talimat da Büyükanıt'tan
Org. Yaşar Büyükanıt'ın başlattığı soruşturmada, ikisi yarbay 23 asker hakkında yolsuzluk davası açıldı.
ERSAN ATAR /SABAH
Haklarında 5'er yıldan 21 yıla kadar hapis cezası istenen 2'si yarbay 23 askerin sahte evrak düzenlemek, ihalelerde müteahhit ve kendilerine haksız kazanç sağlamakla suçlandığı davada, ilginç bir iddia ortaya atıldı.
"KOMUTANLAR BASKI YAPTI"
Sanıklar cuma günkü duruşmada "Bunları açıklamak zorunda kaldık" diyerek mahkemeye 9 sayfalık dilekçe sundu ve 22 generalin adını vererek baskı sonucu ekstra hizmetler yapıldığını, bunların da diğer harcamalara yedirildiğini öne sürdü. İşte tutanaklara geçen bazı iddialar...
LOJMANA KÖPEK KULÜBESİ
Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın lojmanının bahçesine ahşap köpek kulübesi yapıldı. Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç'ın mutfağına mermer döşeme yapıldı. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Halis Burhan'ın evine oturma grupları alındı.
Askerde yolsuzluğa 'sıfır tolerans'a devam
Org. Büyükanıt'ın emriyle, lojmanların onarımından sorumlu 2'si yarbay, 23 asker hakkında, ihalelerde sahte evrak düzenledikleri iddiasıyla dava açıldı. Sanıklar, projelerde olmamasına rağmen, üstlerin emirleriyle, 22 generalin lojmanlarına banyo küveti, duşa kabin ve gömme dolap yaptıklarını kabul etti.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Orgeneral Hilmi Özkök döneminde başlatılan, askerde yolsuzluğa "sıfır tolerans" politikasını sürdüreceğinin sinyallerini verdi. Orgeneral Büyükanıt'ın emriyle, Ankara garnizonundaki lojmanların bakım ve onarımından sorumlu 2'si yarbay, 23 asker hakkında, ihaleler sırasında sahte evrak düzenledikleri iddiasıyla dava açıldı.
İhbar mektubu geldi
Edinilen bilgiye göre Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na geçen yıl 106 sayfalık kapsamlı bir ihbar mektubu geldi. Mektupta, Ankara garnizonu içindeki tüm askeri lojmanların bakım ve onarım ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı ileri sürülüyordu. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Başsavcılığı ihbar üzerine, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a başvurdu. Büyükanıt, iddiaların soruşturulması talimatı verdi. Bu aşamadan sonra soruşturmayı, KKK Askeri Savcısı Binbaşı Haluk Yavuz yürüttü. Yavuz, iddiaların araştırılması için dosyayı bilirkişiye havale etti. Heyet, 77 lojmanın onarımında, 1998 - 2005 yılları arasında usulsüzlük yapıldığını savundu.
HAPİS CEZASI İSTENİYOR
Askeri Savcı Binbaşı Yavuz soruşturma sonunda, bu süre içinde lojmanların bakım ve onarımında görev yapan askeri personel hakkında "evrakta sahtecilik" suçundan dava açtı. Askeri Savcı, aralarında iki yarbay ve belirtilen dönemde vatani görevini yapan onbaşıların da bulunduğu 23 sanığın 5'er yıldan 21'er yıla kadar hapse mahkum edilmelerini istedi. İddianamede, sanıkların lojman onarımları sırasında gerçekte yapılmayan işleri yapılmış gibi göstererek müteahhitlere ve kendilerine haksız kazanç sağladıkları ve devletin, 454 bin 797 YTL zarara uğratıldığı iddia edildi.
DİLEKÇE VERDİLER
KKK Askeri Mahkemesi'nde görülen yargılamanın daha başlangıcında eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'ın da aralarında bulunduğu 22 generalin ismi dava dosyasına girdi. 15 Eylül Cuma günü görülen duruşmada sanık avukatları Ali Fahri Kayacan ile Cavit Çalış, "bunları açıklamak zorunda bırakıldık" diyerek mahkemeye 9 sayfalık bir dilekçe verdiler. Dilekçede sanıklar, bazı işleri yapılmış gibi gösterdiklerini kabul ettiler. Generallerin oturdukları evlere ağırlıklı olarak, duşa kabin, banyo küveti, gömme dolap yapıldığı belirtilen dilekçede, bu kalemlerdeki harcamalar devlet tarafından karşılanmadığı için devletin karşılığını ödediği hizmet türlerinin olandan farklı olduğu kaydedildi.
KÖPEĞİNE KULÜBE
Sanık avukatları, general lojmanlarına yapılan hizmetlerin yerinde araştırılmasını da istedikleri dilekçede, eski Genelkurmay Başkanı Karadayı'nın Balgat'taki lojmanına, fazladan vestiyer dolabı, ilave mutfak dolabı, mutfak tezgahı, banyo dolabı, WC dolabı ve çöp öğütücü yapıldığını öne sürdüler. Yine dilekçede, Karadayı'nın aynı lojmanındaki evinin önüne ahşap köpek kulübesi yapıldığı belirtildi. Sanık avukatlarının "yerinde görülebilir" dedikleri bir başka "ekstra hizmet" de eski MGK Genel Sekreteri Kılınç'ın konutundaki mutfağa mutfak mermeri döşenmesi oldu. Avukatlar, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halis Burhan'ın evine de, fazladan gömme dolap, TV dolabı ve bir takım oturma grubu yapıldığını ileri sürdüler.
Karadayı ve Kılınç'ın ismi de geçiyor
SANIK avukatları "diğer harcamalara yedirilmiş" dedikleri harcamaların nerelere hangi amaçla yapıldığını, mahalle ismi, bina ve kapı numarası belirterek mahkemeye sundular. "Ekstra hizmet"ler, isim ve adres verilerek sıralandı. Bazı isimler şöyle:
* Tuğg. Çağatay Titiz'in lojmanına kalorifer radyatör gizlemesi takılması ve gömme dolap yapılması.
* Tümg. Zafer Özkan'ın lojmanına mutfak mermeri, banyo küveti, duşa kabin takılması.
* Korg. Teoman Erkan'ın lojmanına banyo küveti takılması.
* Tuğg. Hasan Memişoğlu'nun lojmanına banyo küveti yapılması.
* Korg. İbrahim Tülü'nün lojmanına banyo dolabı takılması.
* Tuğg. Cengiz Aycan ve Tuğg. Celal Gürkan'ın lojmanlarına ayrı ayrı gömme dolap yapılması.
* Tuğg. Aydın Kalpakçı'nın lojmanına halı kaplanması yapılması.
* Korg. Hasan Kundakçı ve Tümg. Fethi Tuncel'in lojmanlarına banyo küveti ve duşa kabin takılması.
* Korg. Atilla Tutar'ın lojmanına, kitaplık çalışma masası, yatak başlığı, komidin, şifonyer alınması banyo küveti ve duşa kabin takılması.
* Tümg. Altay Tokat ve Tümgeneral Ahmet Özteker'in lojmanlarına ayrı ayrı banyo küveti ve duşa kabin.
* Tümg. Doğan Temel'in lojmanına yemek odası alınması.
* Tümg. Osman Pamukoğlu'nun oturduğu lojmanda oturma grubu yüz değişimi yapılması ve halı kaplanması.
* Tümg. Orhan Yöney'in lojmanında kalorifer radyatör gizlemesi ve mutfak mermeri yapılması.
* Eski Genelkurmay Başkanı Karadayı'nın Balgat'taki lojmanına fazladan vestiyer dolabı, mutfağa ek dolap ve tezgah, banyo ve WC'ye dolap ile çöp öğütücü yapılması.
* Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç'ın konutundaki mutfağa mutfak mermeri döşenmesi.
TSK'daki Yolsuzluk Davaları
ORGENERAL Hilmi Özkök'ün Genelkurmay Başkanlığı döneminde yolsuzluğa sıfır tolerans politikasıyla çok sayıda yolsuzluk davası açıldı:
* Maydanoz Davası: Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral İlhami Erdil, eşi ve kızı ile kızının ortağı hakkında açılan "nereden buldun" davası.
* Kimyaevi Davası: Ankara'daki kışlalara yapılan sağlık ve sarf malzemesi alımı ihalelerinde usulsüzlük iddiası üzerine açıldı.
* Kışla Davası: Özel Kuvvetler Komutanlığı inşaatı ihalesinde yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle açıldı.
* GATA Davası: Gülhane Askeri Tıp Akademisi'ne yapılan alımlarda yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle açıldı.
* Deniz Nakliyat Davası: TSK'nın ihtiyacı olan silah ve mühimmatın taşınması ihalesine fesat karıştırıldığı iddiası üzerine açıldın
* Erdağı Davası: Korgeneral Ethem Erdağı'nın 8'inci Kolordu Komutanlığı sırasında kolordu içindeki kışla binası yapımına fesat karıştırma iddiasıyla açılan dava.

Fethiye İlçe Milli Eğitim Müdürü Yılmaz, yargı kararlarına karşın görevine iade edilmedi
Üç yıldır atama bekliyor
*AKP iktidarının işbaşına gelmesinden sonra ülke genelinde vekâleten ve geçici olarak çalışan 1041 il ve ilçe milli eğitim müdürü görevden alındı. 1041 yönetici arasında yer alan Yılmaz'la ilgili yapılan tüm suçlamalar yargı kararlarıyla geçersiz kılındı.
YUSUF ÖZKAN /CUMHURİYET
İZMİR - AKP hükümetinin işbaşına gelmesinin ardından farklı okullara öğretmen olarak sürülen Fethiye İlçe Milli Eğitim Müdürü Tuğrul Yılmaz , bugüne dek yürüttüğü hukuk mücadelesinde haklılığını kanıtlamasına karşın bir türlü görevine iade edilmedi.
3 Kasım 2002 seçimleriyle iktidara gelen AKP hükümetinin ilk uygulamalarından biri, 3 Aralık 2006 tarihinde ülke genelinde vekâleten ve geçici olarak çalışan 1041 il ve ilçe milli eğitim müdürünü görevden almak olmuştu. O dönem AKP'nin MEB'de kadrolaşma girişimi olarak değerlendirilen uygulamanın yürütmesi, Eğitim-Sen'in açtığı dava sonucu Danıştay 5. Dairesi'nce durdurulmuştu.
1041 yönetici arasında yer alan Fethiye İlçe Milli Eğitim Müdür Vekili Tuğrul Yılmaz'la ilgili yapılan tüm suçlamalar ve başlatılan soruşturmalar da yargı kararlarıyla geçersiz kılındı.
Görevden alındıktan sonra Aydın'a öğretmen olarak atanan ve 1 yıl kıdem durdurma cezası verilen Yılmaz, Muğla İdare Mahkemesi'ne başvurdu. Mahkeme Yılmaz'ı haklı bularak yeniden Fethiye'ye dönmesini kararlaştırdı.
Ancak bakanlık Yılmaz'ı bu kez Milas'a öğretmen olarak atadı ve kıdem durdurma cezasının iptali kararını uygulamadı; üstelik süreyi 2 yıla uzattı. Yılmaz, gelişmeler üzerine bu kez Aydın 1. İdare Mahkemesi'ne başvurarak ikinci cezanın da iptalini sağladı.
Bakanlık bu kararı da görmezden gelirken bu kez Yılmaz hakkında ''nitelikli dolandırıcılık'' suçlamasıyla dava açtı. Gerekçe olarak da öğretmenin, görevlendirmeler sırasında, 27 yaşındaki oğlu Örsan Öymen için yolluk bildiriminde bulunarak devletten ''162 YTL'' alması gösterildi. Yılmaz, o dönem askerlik hizmetini yapan oğlunun bakımını üstlendiğini kanıtlayarak bir kez daha haklı çıktı.
Son olarak Fethiye Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nde öğretmen olarak görevlendirilen Yılmaz, yargı kararlarını uygulamayan Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulundu. Muğla Savcılığı'nın istemi reddetmesi üzerine itirazın Aydın Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüşülmesine karar verildi.
Yılmaz'ın avukatı İsmet Kuşkonmaz , müvekkilinin üç yıldır hukuk mücadelesi yürüttüğünü belirterek ''Yılmaz tüm davaları kazandı. ıYasal olarak hâlâ Fethiye İlçe Milli Eğitim Müdürü. Ancak yargı kararları bir türlü uygulanmıyor'' dedi.
Bu arada Yılmaz'dan boşalan kadroya 31.01.2006 tarihinde asaleten Yüksel Gültekin atandı.
Avrupa ülkeleri teröristi koruyor
TERCÜMAN
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, terörün bir insanlık belası olduğunu belirterek, bu belaya karşı uluslararası işbirliğinin önemine dikkat çekti
Antalya'da Adliye Sarayı açılışı yapan Adalet Bakanı Cemil Çiçek, terörün bir 'insanlık belası' olduğunu ve bu belaya karşı uluslararası camianın işbirliği içinde olması gerektiğini belirterek, 'Ama maalesef bu işbirliğini dış dünyada yeteri kadar görmüyoruz. Bunun en açık örneği Hollanda'da Nuriye Kesbir ile ilgili verilen mahkeme kararıdır' dedi.
Antalya'da yeni Adliye Sarayı inşaatını gezen Adalet Bakanı Çiçek, Diyarbakır'da 10 kişinin ölümüne neden olan patlamayla ilgili sorular üzerine, 'Bu olay gerçekten üzücü bir olaydır. Birçok insan, masum çocuklar hayatını kaybetti. Terörün çirkin yüzü bir defa daha açıkça görüldü' diye konuştu.
Terör örgütlerinin dış destek olmadan faaliyetlerini sürdüremeyeceklerini ifade eden Çiçek, 'bunu sadece bizim görmemiz yetmiyor. Halen yurtdışında görmeyenler var. Bunun en açık örneği Hollanda'da Nuriye Kesbir ile ilgili verilen mahkeme kararıdır. Çoluk çocuk demeden masum insanların hayatını katledenler bugün maalesef Avrupa'da himaye görebilmektedir. Bunun en açık misali de Nuriye Kesbir olayıdır. Şunu herkes iyi anlamalıdır, şu veya bu şekilde terör örgütlerine girmiş olanlarda bu alçaklığı görmelidir: Terör örgütlerini uluslararası bir kısım çevreler maşa olarak kullanıyorlar. Bu yol çıkmaz bir yoldur. Kendi insanlarına acı vermekten başka bir netice elde etmeleri de mümkün değildir.' diye konuştu.
Yanıltmaya çalışıyorlar
Bir gazetecinin, 'Saldırıyla ilgili olarak Türk İntikam Tugayları'nın adı geçiyor' sözleri üzerine Çiçek, 'İsimlere takılıp kalmayın. Bunlar yanıltmak ve kışkırtmak için de söylenebilir. İsimlerden ziyade varılmak istenilen noktaya bakmak lazım' dedi.Bir başka gazetecinin Terör örgütü PKK üyesi Nuriye Kesbir'i Hollanda'nın Türkiye'ye 'işkence görmeyeceğine dair yeterli güvenceyi vermediği' gerekçesiyle iade etmediğini belirtmesi üzerine de Çiçek, Türk hukuk sistemi içinde işkencenin suç olduğunu vurguladı.

AKP hükümetinin AB'ye uyum amacıyla getirdiği yasa tasarıları tartışmalı düzenlemeleri de içeriyor
AB'ye değil AKP'ye uyum
EMİNE KAPLAN /CUMHURİYET
ANKARA - AKP hükümeti, ''AB'ye uyum'' gerekçesiyle TBMM gündemine getirdiği yasa tasarılarında, partinin gündeminde bulunan düzenlemeler de yer alıyor. Sayıştay yasa önerisiyle, Sayıştay başkanı ve üyelerinin seçiminde Sayıştay Genel Kurulu devre dışı bırakılıyor. Özel Öğretim Kurumları Yasa Tasarısı ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 'in ''laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti ilkelerine uygun olmayan insanların yetiştirilmesi anlamına geleceği'' gerekçesiyle veto ettiği özel okullarda okuyan öğrencilere 1000 YTL yardım düzenlemesi yeniden getiriliyor. Tohumculuk Yasa Tasarısı'yla, tohumculuk alanı özel sektöre devrediliyor. Kamu Denetçiliği Kurumu Yasası ile yargının görevi başdenetçiye bırakılıyor.
AB'ye uyum yasalarını görüşmek üzere TBMM'yi yarın olağanüstü toplayacak olan hükümetin getirdiği yasa tasarıları ''AKP'ye de uyum'' içeriyor. Söz konusu tasarılar ve getirdiği düzenlemeler şöyle:
Sayıştay yasa önerisi: Askeri harcamaların Sayıştay tarafından denetlenmesi amacıyla getirilen öneride, AKP'ye kadrolaşma yolu açacak hükümler yer alıyor. Buna göre, Sayıştay başkanı ve üyelerin seçiminde Sayıştay Genel Kurulu devre dışı bırakılacak. Sayıştay başkanı, Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından belirlenecek iki aday arasından TBMM Genel Kurulu'nca gizli oyla seçilecek. Üyeler ise yine Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından belirlenecek 3 aday arasından genel kurulca seçilecek. Sayıştay başkanının görev süresi 4 yıl olacak. Bir kişi en fazla 2 kez başkan seçilebilecek.
Özel Öğretim Kurumları Yasa Tasarısı: AKP hükümeti, azınlık okullarının müdür yardımcılarının Türk olması koşulunu kaldırmak için getirdiği tasarıyla, özel öğretim kurumlarına bir dizi teşvik öngörüyor. Tasarıda, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ''Öğrencilerin; kontenjanlarını dolduramayan, kimi çevrelerce değişik amaçlarla kurulmuş özel okullara gönderilmesi kaçınılmazdır. Bu durum bir yandan bu özel okulların devlet kaynaklarıyla desteklenmesi, öte yandan da laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti niteliklerine uygun olmayan düşünce yapısına sahip insanların yetiştirilmesi anlamına gelmektedir'' gerekçesiyle veto ettiği yoksul öğrencilere özel okullarda öğrenim görmeleri için 1000 YTL yardım yapılmasına ilişkin düzenleme öngörülüyor. Tasarıyla ayrıca devlet okullarında görev yapan öğretmenlere özel okullarda ders verme olanağı da getiriliyor. Tasarı, tarikat okullarının desteklenmesi için getirildiği yönündeki eleştiriler nedeniyle tartışılıyor.
Tohumculuk Yasa Tasarısı: Tasarıyla tohumculuk alanında kamu payı azaltılarak özel sektör payı arttırılıyor. Tasarıyı değerlendiren Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın , alanın çokuluslu şirketlere bırakılması durumunda Anadolu'da buğdayın tohumunu patentlemeleri tehlikesinin doğabileceğine işaret etti.
Kamu Denetçiliği Kurumu Yasası: Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in veto ettiği yasa, vatandaşlar ile kamu kurumları arasındaki anlaşmazlıkların kamu denetçileri tarafından çözümünü öngörüyor. Bunun için Kamu Denetçiliği Kurumu oluşturulması ve başdenetçi atanmasını hükme bağlıyor. Bu anlamda yargının görevi kamu denetçilerine bırakılıyor.

Y A Z A R L A R

El Kaide terörüyle ilgili yaygın mitler
Yaman TÖRÜNER - MİLLİYET
Başbakanlığın, Yasin El Kadı hakkındaki Danıştay kararını temyiz eden dilekçesi geri çekildi. Böylelikle, Yasin El Kadı'nın mal varlığının dondurulma kararı iptal edilmiş oldu.
Aynı günlerde, ABD Dışişleri Bakanlığı, 11 Eylül'ün 5. yılı nedeniyle "Yeniden Yapılandırma ve Direnç" isimli bir bilgilendirme kitapçığı yayımladı. Bu yayımın bir bölümünde, Dış Politika Araştırma Enstitüsü kıdemli üyesi Marc Segeman, El Kaide terörüyle ilgili çok ilginç açıklamalar yapıyor.
Danıştay, Yasin El Kadı hakkında karar verirken ve Başbakanlık temyiz dilekçesini geri çekerken, bu bilgilere ulaşabilmiş miydi? Bilinmez.
El Kaide terörüyle ilgili yaygın mitler ve yanlış inanışlar konusunda, 400'ün üzerinde teröristten elde edilen bilgiye dayanan araştırma şu ilginç sonuçlara varıyor:
Mit: Terörün kökeninde fakirlik yatar.
Gerçek: Teröristlerin büyük bir kısmı orta sınıftan, liderleri de üst sınıftan gelmektedir.
Mit: Teröristler naif genç adamlardır.
Gerçek: Terör örgütlerine katılanların yaş ortalaması 26'dır ve bu kendi davranışlarının sorumluluğunu üstlenebilecek olgun erkekler olduklarını göstermektedir. Ancak, son iki yılda, El Kaide bağlantılı olarak tutuklanan teröristlerin yaş ortalaması 22'ye düşmüştür.
Mit: Öğreti olarak Batı nefretini veren medreseler ve İslamcı yatılı okullar, terörist olmaları için genç Müslümanların beyinlerini yıkıyorlar.
Gerçek: Örnek çalışmamda teröristlerin yalnızca % 13'ü medreseye gitmişti. Çalışma, örnek grubundaki teröristlerin % 87'sinin laik bir eğitim aldığını ortaya koyuyordu.
Mit: İslam, genç Müslümanları radikalleştirerek teröristler yarattı ve ülkelerinden Batı'ya şiddet ihraç etti.
Gerçek: El Kaide teröristlerinin büyük çoğunluğu ılımlı bir dini inanışı olan veya tümüyle laik görünen ailelerden geliyor. Çoğunun radikalleşme süreci kendi ülkelerinde değil Batı'da gerçekleşmiş. Çoğu Batı'ya eğitim amaçlı gelmişti ve % 8'i de kendi kültürleri tarafından beyinlerinin yıkanması mümkün olmayan Hıristiyanlıktan İslama geçenlerdi.
Mit: El Kaide teröristleri, örgüte tümüyle cehaletleri yüzünden katılan kötü eğitimli kişilerdir.
Gerçek: Yaklaşık üçte ikisi, eğitimli ve bomba yapabilecek becerilerle donanmış erkeklerdir.
Mit: İntihar teröristleri aileleri olmayan bekâr erkeklerdir.
Gerçek: El Kaide teröristlerinin dörtte üçü evli olup üçte ikisi de çocuk sahibidir. Bu paradoks, söz konusu kişilerin, davaları ve komutanları için kendilerini feda ederken, çocuklarının cihadı sürdürmesini istemeleridir.
Mit: Teröristlerin mesleki becerileri yok ve umutsuzluktan örgüte katılıyorlar.
Gerçek: Teröristlerin % 60'ının profesyonel meslekleri var.
Mit: Teröristler sabıkalı insanlardan oluşuyor.
Gerçek: Çok azının sabıkası var. 11 Eylül'ü gerçekleştirenlerin hiçbirinin sabıkası yoktu.
Mit: Özellikle kendilerini öldürenler, deli ve kişilik bozukluğu olan insanlar.
Gerçek: Örnek guruptaki hiç kimsede zihinsel rahatsızlığa rastlanmadı. Zaten, bu çeşit kişiler terörist örgütlerde barındırılmıyor.
Mit: El Kaide teröristleri örgüte yalnız ve zayıf kurbanları avlayan karizmatik liderler tarafından alınırlar.
Gerçek: Katılma bu amaçla görevlendirilen kişilerin aracılığıyla değil, arkadaşlık ve akrabalık yoluyla gerçekleşmektedir. Bir grup içinde radikalleşip, toplu olarak El Kaide'ye katılmaya karar vermişler. Bunun en iyi örneği 11 Eylül operasyonunu gerçekleştiren Hamburg grubudur. Sekiz arkadaş birleşip örgüte katılmaya karar veriyorlar ve iki grup halinde Afganistan'a gidiyorlar. İlk grup pilot olurken ikinci grup da destek ekibi oluyor. Sonra akrabalık ilişkisi nedeniyle gruba bir beşinci kişi de katılıyor.
Hepsinin hali hazırda El Kaide üyesi olan yakın akrabaları, babaları, erkek kardeşleri ve yeğenleri vardı. Aslında kelimenin tam anlamıyla ailelerine katılmışlardı.
Kadın cinayetine fetva
Şükrü KÜÇÜKŞAHİN skucuksahin@hurriyet.com.tr
KADIN Merkezi (KA-MER) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 23 ilde kadın, kadına yönelik şiddet, namus cinayetleri gibi konularda çalışmalar yapıyor.
Başkan Nebahat Akkoç ve arkadaşları, Ankara’ya gelerek hem dernekleri hem de çalışmaları ile ilgili bir sunum yaptılar.
Bu konularda duyarlılığı olan herkese çarpıcı gelecek bilgiler verdiler.
Aralarında ’damdan düşmüş’ bir kadının da yer aldığı sunumu yapan Ka-Mer üyelerinin yaşadıkları karşısındaki yorgunlukları yüzlerinden okunuyor.
Doğrusu yorulmak için onlar gibi olayların içinde yer almanız bile gerekmiyor, anlatılanlar yetiyor, artıyor da.
CİNAYET ARALIĞI KISALDI
Akkoç’un verdiği rakamlara göre son iki yılda Ka-Mer’e başvuran kadın sayısı, önceki yıllara göre ikiye katlanmış.
Ama ilginç bir gelişme olmuş.
Daha önce aile meclisinin kararından sonra infaz ilk beş ay içinde gerçekleştirilirken, kamu ve sivil otoritenin duyarlılığı artmaya başlayınca, engellenmesin diye, cinayetler ilk bir ayda işlenmeye başlanmış.
Bu acımasızlığa ve gözü karalığa Akkoç’un bir ilavesi daha var:
"Cinayetin işleneceğini köyün imamı, muhtarı ve öğretmeni de dahil herkesi biliyor. Bilmedikleri sadece zamanı; ama hepsi susuyor."
Anlayacağınız ortada toplu failli seri cinayetler söz konusu. Akkoç’un şu sözleri de bu düşüncemi destekliyor:
"Cinayeti işleyecek bile belli. Kardeş diyelim. Cinayete kadar kimse bu kardeşle konuşmuyor. Görünmemek için çatılardan geçip evine giden kardeşler var. Ayrıca o güne kadar kimse aile ile konuşmuyor, alışveriş yapmıyor."
Cinayetlerde bunlar kadar önemli ve düşündürücü bir yön daha var.
Akkoç, aile meclislerinden alınan bu kararların, mutlaka dini otorite olarak görülen birine onaylatıldığını, fetva alındığını söylüyor.
Akkoç, bu kişinin Diyanet’le bağlantısı olmadığının ise altını çiziyor.
ALLAHLIK MÜDÜRLER
Ka-Mer’e başvuran 125 kadın arasında tek bir üniversite mezunu yer almazken, 42’sinin okuryazar olmaması sorunun eğitim boyutunu ortaya koyuyor.
Akkoç, bu nedenle ’eğitim’ diyor; ama başka önerilerde de bulunuyor.
İmam-öğretmen-muhtar duyarlılığı bile çok cinayeti önleyebilir, diyor.
Akkoç, Diyarbakır Valisi Efkan Ala ile polisten övgüyle söz ediyor.
"Polis beklenenden daha kısa zamanda duyarlılığını ortaya koydu. Hiçbir şey yapamazsa, tehlike altındaki kadını nezarette konuk ediyor" diyor.
Ancak Akkoç, Sosyal Hizmetler İl Müdürlerinin bazıları için, "Allahlık" tanımını yeğliyor.
En az 50 garip örnek verebileceğini söyleyen Akkoç, devam ediyor:
"Yaptıklarını anlamak mümkün değil. Kadıncağız canını zor kurtarmış. Biz de bir süreliğine götürüp sosyal hizmetler müdürlüğüne bırakmışız. Akşama kadının il müdürleri tarafından kocasına teslim edildiğini görüyoruz."
Sunum gösterdi ki bu seri cinayetleri önlemek için alınacak çok yol var.
Ancak bu yolda muhafazakár kesimin siyaset adamlarına, din önderlerine, yazar-çizerlerine daha büyük sorumluluk düştüğü de ortada.
Bu kesim de namus cinayetlerine karşı sesini daha fazla yükseltmeli.
Örneğin; Diyanet İşleri Başkanı (dileriz hiç olmaz) bir kurbanın cenaze namazını bizzat kıldırsa, "Bu cinayetin dinle hiçbir alakası yok" mesajını en net vermiş olmaz mı?

Milliyetçilik yarışı kime kazandırır?
İsmail Küçükkaya - AKŞAM
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr
Siyasetin kendine özgü 'çekim kanunları' zaman zaman belli akım ve ideolojileri ön plana çıkartıyor. Her seçimin kendine has 'seçim psikolojisi' ile bu 'çekim kanunları'nı aynı potada, iyi bir zamanlama ve planlamayla eriten parti diğerlerinin arasından sıyrılıp birinciliğe oturuyor.
Bu, bazen Öcalan'ın yakalanmasının etkisiyle 'milliyetçilik rüzgarı' oluyor, bazen yolsuzluklardan bunalanların 'merkezden kaçış' arayışları, bazen Avrupa Birliği heyecanıyla 'demokratikleşme perspektifi', kimi zaman koalisyonlardan bıkan halkın 'istikrar arayışı', zaman zaman da ahlaki yozlaşmaya ve televole kültürüne tepki olarak 'dini-manevi eğilimler' şeklinde yaşanıyor.
Burada unutulmaması gereken bir tek nokta var: 'Bu akımlar dönemseldir, gelip geçicidir. Toplumun o anki duygu dünyasının dışa vurumu, kollektif psikolojisinin yansımasıdır.' Bunları kalıcı zannedip politika üretenler kaybediyorlar. Şimdi aynı yanlış 'milliyetçilik ekseninde' tekrarlanıyor. Bu, özü milliyetçi olan bir parti için geçerli değildir ama 'şu anda geçer akçe milliyetçiliktir' deyip siyaset üretirseniz bir yanlışın içine düşüyorsunuz.
Sögüt olaylarından hareketle AKP-MHP arasında tırmanan çekişmeyi geçen hafta analiz etmeye çalışmıştım. AKP'nin merkez sağın bütün argümanlarını elinden aldığını ve geriye bir tek milliyetçiliği bıraktığını, kavganın bu 'sahaya dönük çekişmeden' kaynaklandığını anlatmaya çalışmıştım.
Kavga çıkıyor çünkü AK Parti milliyetçi söyleme dönüyor. Bugün Antalya'da başlayan Türk Dünyası Kurultayı'na bizzat Başbakan ilgi göstererek maddi manevi destek veriyor. Bakanlarıyla birlikte kendisi de katılarak ilgisini somutlaştırıyor.
AKP'de çok açık bir şekilde politika ve söylem değişikliği hissediliyor. Daha önceki dönemde bu kadar bariz milliyetçi söylem ve icraat içine giremezdi, zira AB kapısını zorlayan bir partinin bunu yapması beklenemezdi.
Kaybetmemek için ne yapılmalı?
AK Parti'nin 'dünya ile entegrasyon projelerine, Avrupa Birliği perspektifine, demokratikleşme reformlarına, liberal uygulamalara ve cesur-aktif dış politikaya' dönmesi gerekiyor. 'Muhafazakar demokrat' kimliğine sahip çıkmazsa siyaseten kaybedecektir. Bugün AKP'nin sorusu 'muhafazakarlığı nasıl muhafaza edeceğidir?'
Türk siyasetinin gelenekselliği içinde millet 'çevre partilerini iktidara taşıyor', Bu partiler doğal olarak zaman içinde 'merkeze eklemleniyor.' Gayet tabii ki 'iktidar olmak devlet odaklı olmak' demektir. Ancak çevre partisi merkez partisine dönüştükçe halktan uzaklaşıyor ve bu da iktidara 'elveda' demek anlamına geliyor.
Elbette AKP'nin 'devletle uzlaşması, devlet kurumlarıyla uyumlanması' çok da faydalı bir gelişmedir. Herkesin teşvik etmesi gereken bu süreç oldukça sessiz ve derinden iyi götürülüyor.
Politik öngörü ve sinyaller örgütlü milliyetçi oyların MHP'ye, daha kentli ya da kasabalı milliyetçilerin de DYP'ye kayacağını gösteriyor. Bu saatten sonra AKP'nin milliyetçiliği 'inandırıcı' olmaz. AKP bu noktada ciddi bir kırılma ile karşı karşıya bırakılıyor. AKP iktidara gelirken, milliyetçi olduğu için oyları toplamamıştı. Şimdi liderlik şu açmazın çözümünü arayacaktır: Bir yandan Kıbrıs ve Güneydoğu Anadolu gibi temel politikalarda devletle uzlaşmayı bulacaksınız, diğer yandan 'sizi siz yapan ve sizi güçlü kılan temel özelliklerinizi muhafaza edeceksiniz.'
Yani devleti kazanırken milleti kaybetmeyeceksiniz. Çok mu zor? Liderlik zor denklemleri çözebilecek formülleri üretmektir. Siyaset problem çözmektir

Yurtdışı harcı 15 YTL’ye düşüyor tahsilatı şirketler yapacak
AHMET YAVUZ - ZAMAN
Bir okurumuzun elektronik postası üzerine iki hafta önceki yazımızda ‘yurtdışı harcı’ uygulamasını yazmıştık.
28 Ağustos Pazartesi de Atatürk Hava Limanı örneğinden hareketle 5 kişiden 1 kişinin yurtdışı çıkış harcı ödediğini belirtmiş ve harç tutarının 70 YTL yerine, herkesin harç ödemesi kaydıyla 20 yeni lira olması durumunda harç gelirlerinin yaklaşık yüzde 38 artacağı tahmini yapmış ve idareye böyle bir değişikliğe gidilmesini önermiştik. Ancak gazetecilik tecessüsü rahat bırakmayıp fotoğrafın tamamını araştırmaya itince 2005 yılı Türkiye geneli kesin sonuçlarını elde etmeyi başardık. Kesinleşmiş 2005 yılı Türkiye geneli rakamları bizim Atatürk Hava Limanı örneğinden hareketle varılan sonuçları teyit etmekten öte yaklaşık 8 kişiden bir kişinin yurtdışı çıkış harcı ödediği çarpık gerçeğini ortaya koyuyor. Geçen yıl yurtdışına çıkan 8 milyon 246 bin kişiden 1 milyon 135 bin kişi yurtdışı çıkış harcı ödemiş.
2005 yılı rakamlarından hareketle harç gelirleri toplamı yurtdışı çıkış harcı tutarı sırasıyla 10 yeni lira olduğunda yüzde 4, 15 yeni lira olduğunda yüzde 56 ve 20 yeni lira olduğunda yüzde 108 artıyor. 10 YTL alındığında toplanan harç geliri 3 milyon 10 bin YTL artarak 82 milyon 460 bin yeni liraya, 15 yeni lira alındığında 44 milyon 239 bin yeni lira artarak 123 milyon 690 bine çıkıyor. 20 yeni liralık ödeme halinde ise toplanan harç 85 milyon 468 bin yeni lira artışla 164 yeni lira oluyor.
Maliye’den üst düzey bir yetkili, bu sistemin değişeceğini ve harç tutarının da muhtemelen 15 YTL olacağı bilgisini verdi. Yetkili, pasaporta pul yapıştırma uygulamasının kaldırılacağını ve yurtdışı çıkış harcının yurtdışı bilet kesen firmalar tarafından tahsil edilerek vergi dairelerine yatırılacağını söyledi. Böylece de harcın kontrol yükü polis üzerinden alınacak.
8 KİŞİDEN 1’İ ÇIKIŞ HARCI ÖDEMİŞ
Asgari ücret: 531,00 Yurtdışına çıkan toplam Türk vatandaşı: 8.246.000
Harcı ödeyerek çıkan Türk vatandaşı: 1.135.000
Harç ödemeden çıkanların sayısı: 7.111.000
2005’te tahsil edilen yurtdışı harç tutarı. 79.450.000
Ev alırken cezalı duruma düşmeyin
Banka kredi faizlerinin nispeten düşmesinin de etkisiyle konut satışlarında hareketli günler yaşanıyor. Ancak, yeterli bilgi sahibi olamayan alıcı ve satıcılar, gayrimenkulün satışı sonrasında cezalı tarhiyatlarla karşı karşıya kalabiliyor. Yeni ev sahibi olma heyecanı içerisinde alıcıların ve ayrıca satıcıların birtakım vergi yükümlülüklerinin olduklarını hatırlatmakta fayda var. Özellikle kredi kullanılarak alınan taşınmazlarda tapuda düşük bedel üzerinden işlem yapılması halinde alıcı ve satıcıların cezalı vergi harç ve gecikme faizi ile karşılaşması muhtemel. Denetim elemanları, tapu dairesinde gerçek değerinden düşük değere satılan gayrimenkulleri takip ederek cezalı tarhiyatlar yapıyor.
Ev almak isteyenlerin, geçmiş yıllardaki Emlak Vergisi’nin ödenip ödenmediğini kontrol etmelerinde yarar var. Emlak Vergisi Kanunu’na göre gayrimenkulün satıldığı yıl ve geçmiş yıllara ait ödenmemiş vergi borçlarından alıcı ve satıcılar birlikte sorumlu. Ayrıca alıcılar açısından gayrimenkulün tapuda kayıtlı değeri, Gelir Vergisi ve harç ödemesi yönünden önemli. Gelir Vergisi Kanunu hükmü gereği, gayrimenkullerin iktisap tarihinden itibaren 4 yıl içerisinde elden çıkarılmaları halinde, satıştan sağlanan kazancın 6 bin YTL istisna tutarının üzerinde kalan kısmının değer artış kazancı olarak mart ayı içerisinde beyan edilmesi gerekiyor.
Bu sebeple satın aldıkları gayrimenkulleri 4 yıldan önce satmayı düşünenler gerçek alış değerini tapuda yazdırmaları satış sonrasında gereksiz yere fazla vergi ödemelerini önler. Harç ödemesi yönünden ise gerek alıcı gerekse satıcı, binde 15’er oranında tapu harcı ödüyor. Gayrimenkulün tapu harcına esas değerinin, Emlak Vergisi’ne esas alınan vergi değerinden az olmaması gerekiyor.
Emlak Vergisi Kanunu’nun 29’uncu ve Harçlar Kanunu’nun 63. maddesine göre gayrimenkullerin Emlak Vergisi değerinin cari yılda, bir önceki yıl için belirlenmiş yeniden değerleme oranının yarısı kadar artırılması gerekiyor. Örneğin 2005 yılında Emlak Vergisi’ne esas değeri 40 bin yeni lira olan bir gayrimenkul, 2006’da ister ocak ayında ister aralık ayında satılsın tapuda satış değerinin asgari ‘40.000,00 x yüzde 4,9 = 41.960,00 YTL’ olması gerekiyor.
Ayrıca gayrimenkul alanların ‘o yılın sonuna kadar’ Emlak Vergisi beyannamesi vermeleri şart. Alıcı Emlak Vergisi’ni, izleyen yıldan itibaren ödemeye başlayacak. Satıldığı yılın Emlak Vergisi’ni ise satıcı ödeyecek. Gayrimenkul alım-satım işemleri sırasında ve sonrasında cezayla karşılaşmamak için Gelir Vergisi Kanunu’nda, Harçlar Kanunu’nda ve Emlak Vergisi Kanunu’nda yer alan düzenlemelerin göz önünde bulundurarak işlem yapılması önemli.
Cezalı vergi tarhiyatları ile karşılaşılmaması için gerçek alım satım bedeli üzerinden işlem yapılması gerekiyor. Gerçek alım satım bedelinin altında işlem yapılmış ve cezayla muhatap olunmuş ise Vergi Usul Kanunu’ndan faydalanılarak cezanın yarısından, vergi dairesi ile uzlaşarak cezanın neredeyse tamamından kurtulmak mümkün.
Ayrıca cezayla muhatap olmadan, Vergi Usul Kanunu’na göre pişmanlıkla beyanda bulunarak cezalı tarhiyattan ve 5 yıl içerisinde her an incelenme stresi yaşamaktan kurtulma imkanı var.
18.09.2006
e-posta adresi:ahmet.yavuz@zaman.com.tr

Yazarlara yap bize dokunma
Altan Öymen - RADIKAL
İktidar 'bozkurt' işaretli gösterilerin sadece kendisine karşı olanlarına kızıyor. Yazarlara uygulanan şiddet eylemlerine karşı soruşturma bile açtırmadı, ama Söğüt'teki olayları önleyemeyen Emniyet Müdürü'nü derhal görevden aldı. Ordu'da ise sloganlara bile tahammül edemedi
Gündemde iki türlü protesto gösterisi var: Biri, Orhan Pamuk, Hrant Dink, Perihan Mağden, Elif Şafak gibi yazarlara karşı... İkincisi Başbakan'a ve başında bulunduğu iktidara karşı...
Birincisinden başlayalım:
* * *
Yazarlara karşı...
Adı geçen yazarların yazdıklarını beğenmeyenler var. Haklarında kamu davası açılması için şikâyetçi dilekçesi veriyorlar. Ünlü 301'inci maddenin işletilmesini istiyorlar.
Dava açıldığı takdirde de, duruşma günü mahkeme binasının etrafını kuşatarak eylemlerini ortaya koyuyorlar.
Ama Onunla kalmıyorlar. Binanın içine girip duruşma salonunun içini ve kapısının önünü de dolduruyorlar.
Onunla da kalmıyorlar, "Bu yazılardan Türk olarak biz de zarar gördük" gibi hukuka uygun olmayan bir gerekçeyle davaya 'hukuki' müdahalede bulunmak istiyorlar. Duruşma sırasında ikinci bir savcı gibi söz alarak konuşmak istiyorlar.
Bu girişimleri, duruşma salonundaki, koridorlardaki ve Adliye etrafındaki eli bozkurt işaretli yandaşlarınca destekleniyor... Sanıklara, avukatlarına ve dinleyicilere hakaretler yağdırılıyor.
Onunla da kalınmıyor, tüm Türkiye'nin televizyonlardan izlediği saldırılar yapılıyor.
Bunun, avukat ve dinleyici tokatlamaktan, sanık yazarın arabasına taşla hücum etmeye kadar, çeşitli örnekleri basına yansıyor.
Yani, gösteriler 'demokratik gösteri' olmanın sınırlarını her yönüyle aşıyor. Mahkeme salonu içinde terör estirip hâkimi etkilemeye kalkmaktan, insanlara toplu saldırıda bulunmaya kadar bir sürü suç unsurunu da içeriyor.
* * *
Peki, polis ne yapıyor?
Anlattığım gösterilerin başlangıçtan beri, şiddet kullanmayı hedeflediği belli... Zaten bunu yapanların niyetlerini gizledikleri yok. Sanık yazarlar hakkındaki tahrik edici yayınlarını internet yoluyla yapıyorlar.
Yazarlara hadlerini bildirmenin bir 'milli görev' olduğunu ileri sürerek yayımladıkları 'duruşmaya gelin' çağrılarının, bazı vatandaşlarımızca, 'saldırı' bir yana, 'linç girişimi' çağrısı olarak algılanması bile mümkün...
Polisin, bunu önceden görmesi ve gereken önlemleri alması beklenmez mi?
Bunu sorduğunuz zaman, mahkeme baskıncıları hemen araya girerler.
Sözcüleri var. Derler ki:
"Demokratik hakkımızı kullanıyoruz."
Hayır, kullandıkları hakkın 'demokratik hak' sınırlarını çok aştığı ve çok ciddi suçlar oluşturduğu bellidir.
Buna karşı yeterli güvenlik önlemleri alınmasının gereği de ortadadır.
* * *
Ben, bu önlemlerin alındığı bir duruşmada bulundum. Bağcılar Adliyesi'nde Radikal ve Milliyet yazarı arkadaşlarımızın duruşması sırasında polis, gerçekten dikkatli davranmış, göstericileri, mahkeme binasının etrafındaki çemberin dışında tutmuştu.
Ama diğer duruşmaların büyük bir kısmında bu görevin -gereği gibi- yerine getirildiği öne sürülemezdi.
İçişleri Bakanı, bu önlem eksikliği konusu üzerinde acaba durdu mu? Düşündü mü? Bunun nedenlerini öğrenmek için bir soruşturma açtırdı mı?
İşitmedik.
Önleyici önlemler bir yana... Acaba, olaylar sırasında işlenen suçların sanıkları saptandı mı? Haklarında soruşturma açıldı mı? Açıldıysa, sonucu alındı mı?
Görevli güvenlik birimleri ne yaptı, görevli savcı ne yaptı?
İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı acaba, işin o yanını merak ettiler mi?
İstanbul gibi büyük bir kentimizin mahkeme binalarında estirilen terör rüzgârlarının yarattığı ve yaratacağı tehlikeleri düşündüler mi?
Kamuoyuna o yolda bir bilgi yansımadı.
* * *
Bir de diğer bazı şehirlerimizde yaşanan olaylardaki önlem eksiklikleri var. Aynı şeyleri onlar için de söyleyebiliriz.
Gerçekten 'demokratik hakla'rını şiddetten tamamen uzak bir şekilde kullanıp bildiri dağıtmak isteyen gençlere yapılan saldırılara karşı polis müdahalesinin gecikmesini.... Hatta bazı yerlerde emniyet müdürlerinin 'linç girişimleri'ni haklı gören demeçler vermelerini...
İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı, o konulardaki yanlışları tespit edip, onları düzeltmek için bir şeyler yapmışlar mıdır?
Bu soruya da 'Evet' cevabı vermek için elimizde bir bilgi yok...
İktidara karşı...
Ama gelelim öteki tip gösterilere. İktidarın çeşitli tutumlarına karşı tepkilerini belirtmek isteyenlerin girişimlerine...
Hükümetin onlarla ilgili tutumu, siyahla-beyaz arasındaki fark kadar değişiktir.
Son örneği Bilecik'in Söğüt ilçesinde geçen pazar yapılan Ertuğrul Gazi'yi anma törenlerindeki olaylardır.
Elleriyle Bozkurt işareti yapan seyirciler, o törende Başbakan'a karşı gösteri yapmışlardır. Polisin müdahalesiyle karşılaşmışlardır. Bir kısmı bulundukları tribünden ayrılmışlardır. Tribünde kalanlar, Başbakan'ın konuşmasını, arkaları dönük olarak dinleyip protestoya o şekilde devam etmişlerdir.
MHP'li olduğu anlaşılan o grupla AKP'li gruplar arasında olaylar çıkmış, bir AKP otobüsü tahrib edilmiştir.
Yani, başlangıçta 'demokratik hak' kullanımı gibi görünen gösteriler, orada da şiddet kullanımına dönüşmüştür.
Polisin, şiddete karşı önlemlerinin eksik kaldığı orada da görülmüştür.
Fakat, işte aradaki fark şundadır: Yazarların davaları sırasında mahkeme salonlarına girip, sanık arabalarının üstüne çıkacak kadar şiddetli bir şiddete karşı istifini bozmamış olan İçişleri Bakanı, bu defa tamamen başka bir tavır içine girmiştir. Söğüt'teki şiddete karşı alınan tedbirlerin yetersiz olduğunu görünce, daha derin bir soruşturmaya gerek duymamıştır. Bilecik Emniyet Müdürü'nü hemen görevden almıştır.
* * *
Daha önce, Ordu Emniyet Müdürü'nün görevden alınması daha da ilginçtir. Oradaki fındık üreticileri gösterisi, bir süre için yol kapatmaktan başka hiçbir yasa dışı eylem içermemişti. Emniyet Müdürü de gösteriye katılanların psikolojik durumunu değerlendirmişti. Onları zor kullanarak dağıtmak yerine, ikna ederek dağıtmayı tercih etmişti.
Gösterilerde kullanılan sloganları beğenmeyen AKP'li bir milletvekili, müdürün o tutumunu da beğenmemişti. Beğenmeyince. O müdür de hemen görevinden alınmıştı.
* * *
Özetle: İktidarın, ülkemizdeki protesto gösterileri karşısındaki Emniyet örgütümüzün çalışmalarını değerlendirmesinde iki ayrı ölçüsü var.
1- Eğer protesto edilenler başkaları ise (mesela yazarlar, düşünürler veya bidiri dağıtan öğrenciler ise), o protesto gösterileri her türlü şiddeti içerebilir. Polis o şiddeti önleyememişse hiç önemli değildir. Yapacak hiçbir şey yoktur.
2- Eğer protesto edilen hükümetse ve hele Başbakansa, o gösteriler şiddet içerse de, içermese de, polisin şiddet kullanmasıyla derhal önlenmelidir. Bunu yapmayan veya yapamayan, ya da başka metotlar uygulamayı tercih eden emniyet müdürü, uzun boylu bir incelemeye, araştırmaya da gerek olmadan, hemen görevden alınır.
* * *
Bunun daha da Türkçesi şudur:
"Ben emniyet müdürlerinin, beni koruyup korumamalarına bakarım. Beni sadece şiddetten değil, hoşuma gitmeyen seslerden, sloganlardan, pankartlardan da korumalıdırlar.
Başkalarını, tokattan, dayaktan, taştan, hatta linç girişiminden bile koruyamayabilirler. Mazur görebilirim. Ama hükümeti protesto etmeye kalkanlara müsamaha edenlerin cezasını veririm."
* * *
Tabii, uzun boylu anlatmaya gerek yok: Hukuk devletlerinde, hükümetlerin olaylara bu gibi 'çifte standart'larla bakmaması esastır.

İki fotoğrafta da 'Bozkurt' işareti yapan eller var. Soldaki, İstanbul'daki bir yazarlar duruşmasından... İkincisi Söğüt'te, Başbakan'ın karşılanmasından... Gerek yazarlara karşı gösteriler, gerekse Başbakan'a karşı gösteriler, önce demokratik bir protesto gösterisi gibi başlıyor.
Sonunda şiddete dönüşebiliyor. Ama iktidar, bu iki 'şiddet'ten sadece ikincisiyle ilgileniyor.

301'inci madde
Tarhan Erdem - RADIKAL
Gazeteci Hrant Dink'e verilen ceza Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda onaylandı. Bu yurttaşımızın görüşleri, üslubu, karakteri biliniyor. Benim tanıdığım Hrant, yaşadığı ve yaşamakta devam edeceği ülkesinin halkını 'aşağılayacak', bilerek herhangi bir ulusu küçük düşürecek bir insan değildir. Tarihten gelen acılarla katılaşmış olsa da o, çocuklar gibi duygusal bir insandır.
Cezayı takdir eden mahkeme infazı ertelemiş ve Yargıtay da karar vermiş olduğuna göre, yargı sürecinin sonuna gelinmiştir.
Cezanın dayandığı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK'nın) 301'inci maddesi, yasanın Meclis'te görüşülmesinden (Eylül-Ekim 2004) beri tartışılıyor.
Ben, bu ve devamındaki maddelerin, ifade özgürlüğünü eskisinden daha çok kısıtladığı inancındayım.
Kanunun 299'uncu maddesiyle başlayan 'Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar' başlıklı bölümünde suç sayılan fiillerin tanımı yargıçtan yargıca değişebilir.
Özellikle 'aşağılamak' fiilini tanımlamanın zorluğu ve değişkenliği bir yılda birçok yargı kararında görüldü.
301'inci maddeyi okuyalım:
"Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama. Madde 301- (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır. (4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz."
Maddenin son cümlesinde, 'eleştiri amacıyla' yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağı yazıldığına göre, bir yazıda 'eleştiri' dışında bir amaç varsa suç aranabilecek demektir.
Yargıç sanığın amacını nasıl belirleyebilir?: Ya sanık yazısında, 'amacının eleştiri olmadığını' yazmış olmalı ya da, sözleri ve yazıları dışında yaptıklarıyla 'eleştiri' dışında amacı olduğu açıkça anlaşılmalıdır.
Bir yazının içindeki kelimelerin, 'düşünce' dışında bir amaca yönelik olduğunu kanıtlamak için somut bir olay veya delil gerekir. Yazının 'bütününe' gönderme yapılarak, 'eleştiri' dışında bir 'amaç' olduğu iddia edilemez.
Burada 'aşağılama' yerine başka bir kelime bulunmalı ya da bu deyim kanunda daha açık tanımlanmalıdır. Türk Dil Kurumu sözlüğündeki, 'Değerinden düşük göstermek', 'Küçültücü davranışlarda bulunmak', 'Hor görmek' tanımları, yargıya yol gösterici değildir. Çünkü siyasal yazı zaten, siyaset adamının 'değerini' yükseltmek ya da azaltmak amacından farklı bir amaçla yazılmaz. Siyaset adamının değerini küçültmek veya yükseltmek suç ise, her gün binlerce suç işlenmektedir.
'Hor görmek' de, siyasal düşünceyi sınırlama için yeterli tanım değildir. Sonuçta söz konusu olan, bir siyaset adamının değerlendirilmesidir. Seçmenin bir siyaset adamını oturduğu koltuğa uygun değerde görmesi veya aksini düşünmesi temel hakkı olmalıdır. Gazete de bu hakkın kullanılmasının araçlarından biridir.
TCK'nın 301'inci maddesi herhalde düzeltilmelidir.
Hrant'a da bir tavsiyem var: Lütfen duygusallığa kapılma, bu vatan hepimizin!

Cogito ergo violo*
Şebnem Korur Fincancı- Evrensel
Sartre ile Descartes arasında kalmış değilim. Düşünebilmek için var olmak gerektiğini, var olmadan düşünmek gibi karmaşık bir eylemi gerçekleştirebilmenin olanaklı olmadığını, düşünerek varlık sürdürmek ile düşünmeden var olmanın varlığın değişik biçimleri olacağını ve durumlar arasında seçim yapabilme olanağının ancak var oluşla olanaklı olduğunu düşünenlerdenim. Amacım sözcükler üzerinde oynamak değil. Descartes’in düşünmeyi olumlayan yaklaşımına da saygı duyuyorum. Düşünmeyi, bilimsel düşünceyi insanlığı ileri taşıyan bir süreç olarak görüyorum. Heyecan verici olduğunu da daha önce söylemiştim. Ancak varlığımızın nedeni değil, bir sonucu olabilmeli düşünce eylemi.
Son zamanlarda düşünmenin heyecan verici yanlarının neler olabileceğine daha sık tanıklık eder olduk. Düşünmeyi içeren bir var oluşu seçme nedenleri üzerine de böylece kafa yorma olanağı bulduk. Araştırılmadan ve tek yanlı bilgilerle yapılmış bir haberde kasap olmakla suçlanan bir meslektaşımız, daha sonra gerçekleştirilen araştırma ve soruşturmalarla aklanmış olmasına rağmen, basında yer alan “kasap” sıfatı üzerine yapışıp kalmışken, bu tür bir haberciliğin basın özgürlüğünün parçası olarak tanımlandığını gördük. Basın özgürlüğüne verilen değer insanlığın gelişimini gösteren ölçütlerden birisidir. Düşünmeyi olanaklı kılan bir yoldur. Farklı görüşlerin ele alınabilmesini, düşünmeyi seçen varlıkların bu dile getirilen düşünceler arasında bilimsel niteliği doğrulanacak olanı düşünerek bulmasını sağladığı için, insanlığın gelişimine katkısı olacaktır. Sıfat tamlamaları ile insanları öne çıkartmanın ya da tümüyle reddetmenin, hazırlanan haberin içinde bilimsel düşünce yöntemlerinin kullanılma alışkanlığının gözetilmesinde de yarar vardır. Hayat Charles Dickens’ın romanlarındaki Londra kadar siyah ve beyaz olsaydı, seçimler de çok kolay olurdu. Ancak grileri çok bir dünyada yaşıyoruz. İyi ki de öyle bir dünya bu. Yoksa düşünmeye de pek gereksinimimiz olmazdı. Ayırımlar çok açık, varılacak sonuçlar da yakınımızda olurdu.
Oysa tam da düşünmeyi içermediği için özgürlük sınırları genişletilen basın, düşünmeye başladığı anda tehdit olarak görülmeye başlanıyor. Siyahlar ve beyazlardan oluşan bir dünya çok daha kolay geliyor. Farklı düşüncelerin dile getirildiği gazeteler, kitaplar toplatılıyor. Yayınevi sahipleri, yazı işleri müdürleri ve yazarlar yakalanıyor, hapsediliyor ve duruşmalarında saldırıya uğruyor. Saldırganlar düşüncelerini özgürce ifade ederken, yanına bolca şiddet katıyor. Şiddet görmezden gelinip, “siyah” diye bağırabilme özgürlükleri olduğuna kanaat getiriliyor. Şiddeti gören ve yargılayanlar, düşünceye karşı olmakla, tabuları sorgulamakla suçlanıyor.
Düşünmek ve düşünüleni dile getirmek özgürlüğü, her renk için geçerli olmak zorundadır. Renkler keskinleştirildiğinde, düşünmenin özgürlüğünden ve dolayısıyla bilimsel niteliğinden söz etmek de mümkün olamaz. O zaman demokrasiyi istediğiniz gibi tanımlayabilir, hakları tabuların karşısına dikilmiş tehditler olarak görebilir ve düşünen, düşündüğünü söylemekten çekinmeyenleri “silahsız teröristler” olarak tanımlayabilirsiniz. Düşünce, bilimsel düşünce ancak düşünmeyenler için korkutucu, terörize edici olabilir. Düşünce varlığın nedenine dönüşür. O zaman kartezyen bir yaklaşımı anmamak mümkün değil, bir farkla…
Düşünüyorum o halde VURUN!
*Cogito ergo violo! Düşünüyorum, o halde saldırın. Okurlardan bağışlamalarını diliyorum. Bu kökün, şiddeti tanımlaması nedeniyle Latince’sinde daha anlamlı olduğunu düşündüm.
e-posta: korur@yahoo.com

Koordinatör...
Yasemin ÇONGAR - MİLLİYET
Beyaz Saray Sözcüsü Tony Snow, geçen salı günkü brifinginde bilineni ilan etti; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2 Ekim'de Başkan George W. Bush'la görüşeceğini resmen duyurdu.
Açıklamanın, Türk diplomatlarınca önemsenen yönü, Snow'un, Bush-Erdoğan gündemi kapsamında, PKK'ya özellikle değinmesi oldu. Daha önce Beyaz Saray kürsüsünden yapılan benzer duyurularda "terörle mücadele" genel başlığıyla sınırlı kalınırken, bu kez PKK'nın ABD yetkililerince bizzat dile getirilmesi bile Ankara'yı memnun edebildi.
Görüntüyü düzeltmek
Esasen Snow'un vurgusu, Washington'ın bugünlerdeki Türkiye mesaisinin odağını da yansıtıyor.
Bush yönetimi, son yıllarda Türkiye ile üst düzey görüşmelerinin hemen hepsinde, PKK konusunda "hafif mahcup" bir görünüm sergilemiş; görüşmelerden geriye, hemen hep "Türk tarafı, PKK konusundaki beklentisini yineledi" başlığı kalmıştı.
Ankara, K. Irak'ta PKK'ya karşı somut önlem istedikçe, Washington, Avrupa'daki PKK karşıtı girişimlerini ve Iraklılara bu konuda ne söylediğini anlatıp duruyordu.
Erdoğan'ın 2005 haziranındaki son Beyaz Saray ziyareti de, ABD basınına, Bush'un Türkiye'nin PKK konusundaki beklentisini karşılamadığı yönündeki haberlerle yansımıştı.
İşte Bush yönetimi, Türk kamuoyundaki imajını büsbütün bozan bu kısır rutini değiştirmek istediği içindir ki, eski NATO Avrupa müttefik kuvvetler başkomutanı Emekli Orgeneral Joseph Ralston'ı "PKK ile Mücadele Özel Temsilcisi" olarak atadı. Ralston'ın hızla Türkiye ve Irak'a gidip siftahı Erdoğan-Bush görüşmesinden önce yapması da Washington'da özellikle istendi.
Şimdi ABD'li yetkililer, 2 Ekim'de, Oval Ofis'te, PKK konusunu bizzat Bush'un açabileceğini; basın önünde "PKK ile mücadele bizim de önceliğimiz. Bu amaçla özel temsilci atadık. Irak ve Türkiye ile daha sıkı koordinasyon ve işbirliği içinde, PKK'ya karşı sonuç alacağız" benzeri bir açıklama yapabileceğini belirtiyorlar.
Kürtlerle konuşmak
Yine de kafalardaki ilk soru şu: Ralston'ın atanması, ABD'nin PKK konusunda "görüntüyü kurtarmasının" ötesinde bir işlev taşıyacak mı?
Türk yetkililer, bu aşamada "İnşallah" demenin ötesine pek geçmiyor, somut bir güven ifadesinden kaçınıyorlar. Ancak Washington'da, gerek Ralston'ın kişisel birikimi ve ciddiyetinin, gerekse Bush yönetiminin bu atamayla PKK konusuna kazandırdığı yüksek profilin, somut bazı adımları kaçınılmaz kılacağına inananlar da var.
ABD'li diplomatlar, Ralston'ın Türkiye'deki muadili Emekli Orgeneral Edip Başer ve Bağdat'tan da atamasını talep ettikleri özel temsilci ile yapacağı "koordinasyonun" altını çizip, PKK'ya karşı, ABD'nin tek taraflı girişimlerinden ziyade, "üçlü mekanizmanın, yani ABD destekli Türkiye-Irak ortak adımlarının esas olacağını" vurguluyorlar.
Ankara'nın "Kürtlerle konuşma konusundaki zihinsel bloğu er geç tümüyle aşacağını" uman Washington, Bağdat'ın da PKK'ya karşı bir temsilci atamasından yana. Ankara ise bunu kabullense bile, kuzeydeki Kürdistan Bölgesel Hükümeti'nin konudan sorumlu ayrı bir koordinatör görevlendirmesine karşı.
Türk yetkililer, üçlü mekanizma çerçevesinde, "Kürdistan" temsilcisini de kapsayan Irak heyetleriyle görüşseler de, bölgenin bir yetkilisiyle PKK konusunda resmi diyaloğa soğuk bakıyorlar.
Mesut Barzani'yi "Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı" sıfatıyla tanıyan Bush yönetimi ise, Irak Kürtleri ile Ankara'nın PKK konusunu daha fazla konuşmasını istiyor. ABD'li bir kaynak, "Türkiye'deki hassasiyeti biliyoruz. Diyaloğun şeklini belirlemek Ankara'ya kalmış. Üçlü mekanizmanın, kanal oluşturmasından memnunuz" diyor.
Aynı kaynak, MİT Müsteşarı Emre Taner'in K. Irak'ta Barzani'yle görüşmüş olmasını "olumlu" diye anıp "diyalog ihtiyacının kanıtı" sayıyor; Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin Çankaya'dan kabul görmeyişinin ise "akıllara durgunluk verdiğini" söylüyor.
İçte mi, dışta mı?
PKK, atama kararını, sanki kendisi muhatap alınmışçasına memnuniyetle karşılasa da, şu kesin: Ralston'ın görevi, PKK ile diyalog ya da koordinasyon içermiyor. Netlik kazanmaması halinde, bu konuda Türkiye'den yükselen ters sesleri ayyuka çıkarma riski taşıyan bir başka konu ise, Ralston'ın görev alanının "Türkiye'nin içindeki değil, dışındaki PKK tehdidini kapsaması" keyfiyeti.
Ralston'ın Türkiye'nin iç güvenliği ve barışı ya da Kürt meselesi konusunda çalışma yapması söz konusu değil; görevi, başta Irak olmak üzere, Türkiye dışındaki PKK tehdidine karşı önlemlerle sınırlı. ABD'nin, Türkiye'deki PKK eylemlerinin siyasi ve sosyal zeminiyle yakından ilgilenmesi, bu sınırları değiştirmiyor.
ABD'liler, Ralston'ın ve sınırlarının, mesela Güneydoğu'daki duruma ilişkin bir soruyla ya da DTP yöneticilerinin olası randevu talebiyle kolayca test edilebileceğinin de farkındalar.

Türban kavgası Atatürk resmiyle tatlıya bağlandı
Yazarlar / Deniz Güçer - AKŞAM
Olay, Yekta Güngör Özden'in Anayasa Mahkemesi Başkanlığı döneminde geçiyor. Özden, Karaca Sokak'taki Anayasa Mahkemesi Lojmanı'na taşınmak için hazırlık yaptırıyor. Dairenin tüm pencereleri kurşun geçilmez camlarla değiştiriliyor, çelik kapı güçlendiriliyor... Ama iş polis kulübesinin binanın bahçesine konulmasına gelince olay karışıyor. Çünkü aynı binanın 1 numaralı dairesinde muayenehanesi bulunan ve ABD'de uzun yıllar yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönen, Diş hekimi Almıla Akgül buna yanaşmıyor. Almıla Akgül, GATA'da binbaşı olarak görev yapan Prof. Aziz Akgül'ün eşi. Binanın aynı zamanda yöneticisi olan Aziz Akgül de, kulübenin pencereyi tamamen kapatacağını, yapılmasının mümkün olmadığını Özden'e iletince, Anayasa Mahkemesi Başkanı iyice kızıyor. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhittin Fisünoğlu'nu ziyaret eden Özden, 'Bu adam binbaşı ama eşi türbanlı. Hakkında işlem yapın' ricasında bulunuyor. Ancak Akgül, Harp Okulu'nu birincilikle bitiren bir profesör! Uzun yıllardır da GATA'da. Fisünoğlu, Akgül hakkında işlemi gerekli görmüyor. Ancak bu şikayet Akgül'ün kulağına geliyor.
Olaydan sonra Akgül ve Özden arasındaki gerginlik epeyce sürüyor. En sonunda bir yılbaşı akşamı Almıla ve Aziz Akgül, ellerinde kocaman bir tablo ile Özden'i ziyarete gidiyorlar. Özden tabloyu açtığında çok şaşırıyor. Çünkü içinden oldukça büyük ve çok güzel bir Atatürk portresi çıkıyor. Özden o tabloyu evinin baş köşesine asıyor. Atatürk portresinden sonra Özden ve Akgül ailesinin arasındaki buzlar eriyor.
Emekli olduktan sonra parti kurarak siyasete giren Özden bunu başaramasa da, Aziz Bey bir süre sonra askerlikten ayrılıp AKP milletvekili olarak TBMM'ye giri.yor.
Bıyık kardeşliği
Milletvekilleri TBMM'ye yeni imajlarıyla geri dönüyorlar. Ama bu defa işler tersine döndü. AKP bıyık keserken, CHP'liler bıyık bırakmayı tercih etti. Özel hayatlarında da iki iyi arkadaş olan CHP Muğla Milletvekili Ali Arslan ve İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya bu işe öncülük etti. Bütün yaz bıyık 'yapan' CHP'li vekiller, bir de liderleri Deniz Baykal onları görüp, 'Çok yakışmış' deyince mest oldular.
Ameliyat yok ama boyunluk takacak
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, sağlık açısından şanssız günler geçirdi. Geçtiğimiz aylarda ciddi bir kulak problemi yaşayan Gül, bu defa da boyun fıtığı oldu. Dayanılmaz ağrılar çeken ve bazı programlarını iptal eden Dışişleri Bakanı'na hem iyi hem de kötü haber haber GATA ve Atatürk Eğitim Hastanesi'ndeki doktorlarından geldi: Ameliyat yok! Ama boyunluk takmanız şart!
Bir yandan kas gevşetici kullanan, bir yandan da tedavi gören Bakan Gül, bundan sonra bulduğu her fırsatta boyunluk takmak zorunda. Medyanın önüne boyunlukla çıkmayı tercih etmediği için, uçakta, evde takacak olması tedavi süresini uzatacak. Ancak en azından ameliyatsız sağlığına kavuşacak. Aslında kabinede fıtık problemi yaşayan ilk isim Bakan Gül değildi. Eski Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen de Bakanlığı döneminde bir süre boyunlukla gezmişti. Ancak tedavi sonuç vermeyince GATA'da ameliyat olmuştu.

AKP ile MHP arasındaki kan davası..

Kan davası sözü ağır mı? Ağır olabilir ama mevcut durumu o kadar iyi anlatıyor ki.. Söğüt’te yaşanan basit bir olay değil.. O kafa tesadüf değil..
18.09.2006

Kan davası sözü ağır mı?

Ağır olabilir ama mevcut durumu o kadar iyi anlatıyor ki..

Söğüt’te yaşanan basit bir olay değil.. O kafa tesadüf değil..

Hesaplaşmanın ilk işareti.. İlk kıvılcımı..

AKP seçimde kendisine rakip olarak MHP’yi görüyor.. Kendisinden oy çalacak tek parti olarak..

Özellikle Anadolu’da..

MHP de 2002’de AKP’ye kaptırdığı oyları geri istiyor.. Geri alacağına dair güçlü sinyaller de var..

Yani ikisi de aynı tabana hitap ediyor..

Milliyetçi- muhafazakâr tabana.. Şimdi diyeceksiniz ki DYP de var..

Mehmet Ağar da var..

Tamam var da DYP, AKP’ye büyük bir seçmen kitlesi kaptırmadı ki.. DYP zaten erimişti.. Tansu Çiller ile erozyona uğramıştı.. Ağar yeniden bina etmeye çalışıyor..

Ama MHP öyle değil.. Bıçak gibi doğrandı.. Hem Cem Uzan’a hem de Erdoğan’a çok oy kaptırdı..

DSP’yi unutma diyebilirsiniz.. DSP de eridi.. Bitti.. Seçmeni AKP’ye gitti.. Tamam da DSP’ye oy veren, DSP’yi iktidar yapan seçmeni iyi tahlil edin.. MHP seçmeni ile farkı var mıydı?

İki parti de tepki oylarını topladı.. PKK nedeniyle askerliği korkulu rüya olarak gören, Apo yakalanınca derin bir ‘oh’ çeken genç seçmen kitlesi bu iki partiye gitti.. Tabii aileleri de..

2002’nin havası böyleydi..

2006’da da hava aynı..

Bu havayı AKP yarattı..

Unutmayın, ilk seçimde 4 milyon genç seçmen ilk kez sandığa gidecek..

Bu yüzden AKP’nin alternatifi MHP’dir diyorum.. Bu yüzden kılıçlar çekildi.. İki parti daha şimdiden kavgaya başladı..

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin sözüne bakın.. Erdoğan için ‘din hortumcusu’ diyor..

Ağır suçlama değil mi?

Bu ‘din hortumcusu’ sözünün altını çizin.. MHP bu sözü sloganlaştıracak.. Uzun süre, hele hele seçim dönemine girilince dillerden hiç düşürülmeyecek..

Bahçeli bu sözü boş yere söylemedi.. Tabanına önemli bir mesajdı bu.. AKP’ye yüklenmenin, AKP’yi yıpratmanın pusulasını verdi..

Pusulanın tercümesi şu..

‘Onlar dini değerleri ön plana çıkardıkça, siz de dini sömürmekle, din hortumculuğu yapmakla suçlayın..’

Bütün bunlar, tam gaz kavgaya tutuşmanın önemli bir işareti değil mi? Bu sözü kavganın başlama vuruşu olarak saymak gerekmiyor mu?

Bir şey daha var..

Karadeniz’e çıkın, Orta Anadolu’ya gidin, Akdeniz’e inin, Ege’ye uzanın.. PKK terörüne duyulan öfke dengeleri çok değiştirdi.. Derin ve sessiz politika izleyen MHP’ye çok yaradı..

AKP bunu görüyor.. Erdoğan bunu biliyor.. Bunun için sinirleniyor.. Sinirlendikçe hata yapıyor.. Dilini tutamıyor.. Dilini tutamaması da MHP’ye yarıyor..

Neden mi?

Dedim ya aynı kitleye oynuyorlar.. İkisi de ilk kez sandığa gidecek olan genç seçmene gözünü dikmiş..

Görürsünüz.. Seçim bu iki parti arasında geçecek.. Seçim meydanları bu iki partinin karşılıklı suçlamalarına tanık olacak..

Söğüt’te başlayan kan davası sandıkta sonuçlanacak..

Basında Yargı Haberleri ...

Canım Babam Hasan ÖZDERİN in Aziz Hatırasına,

( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...)

OZDERIN,M.

msn: ozderin@hotmail.com